Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan yeni ortak savunma anlaşması, Ortadoğu'daki güvenlik dengelerinin değişimine işaret eden bir gelişme olarak yorumlanıyor.
7 Ağustos'ta Mekke'de gerçekleştirilen ve kamuoyunda “Mekke Paktı” olarak bilinen bu anlaşma, üç ülkeden birine yapılan saldırının, diğer iki ülkeye de yapılmış sayılacağını öngörüyor.
BBC haberinde yer alan bilgilere göre, anlaşma kısa süre içinde “Sünni paktı” ve “Müslüman NATO’su” gibi terimlerle anılmaya başlanırken, özellikle İran ve İsrail açısından etkileri tartışılmaya başlandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu anlaşmanın herhangi bir devlete karşı olmadığını belirterek, “Hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi, bölgemizin barışını, refahını ve istikrarını hedefleyen tüm dost ülkelerin katılımına açıktır.” mesajını iletti.
Ankara açısından anlaşmanın önemli başlıkları arasında kolektif caydırıcılık, bölgesel güvenlik ve savunma sanayi işbirliği yer alıyor.
Anlaşma, İran’ı hedef alıyor mu?
Mekke Paktı'nın, Türkiye ve Pakistan'ın İran ile komşu olmaları ve Suudi Arabistan'ın da Tahran'ın bölgedeki rakiplerinden biri olması sebebiyle İran'ı çevrelemek amacı taşıdığı yönünde yorumlar yapılmakta.
Fakat Ankara, anlaşmanın mevcut çatışmalara yanıt olarak ortaya çıkmadığını vurguluyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bu görüşmelerin Aralık 2024’ten beri devam ettiğini duyurdu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, anlaşmanın yalnızca bölgedeki mevcut gerilimler doğrultusunda değerlendirilemeyeceğini belirterek, hedefin üç ülkeyle sınırlı kalmayan daha geniş bir bölgesel yapı oluşturmak olduğunu ifade etti.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, anlaşmanın İran’a karşı olduğu konusunda endişe duyulacak bir temel olmadığını açıkladı.
Bununla birlikte, İran'daki bazı görüşler, anlaşmanın Türkiye'nin kuzeybatıda, Suudi Arabistan'ın güneybatıda ve Pakistan'ın güneydoğuda bulunması nedeniyle “jeopolitik yalnızlaşma” anlamına geleceği yönünde savlar öne sürülüyor.
Türkiye'nin hedefleri neler?
Uzmanların değerlendirmelerine göre, Türkiye açısından bu anlaşmanın iki önemli yönü var: caydırıcılık ve savunma sanayi işbirliği.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mekke Paktı'nı “bölgesel sahiplenme” yaklaşımının bir parçası olarak düşünmekte. Bu yaklaşım, bölgesel sorunların yerel ülkeler tarafından çözülmesini teşvik ediyor.
Erdoğan, ortak güvenlik anlayışının güçlenmesinin Hürmüz Boğazı'nın istikrarına katkı sağlayacağını vurgularken, anlaşmanın temelinde kolektif caydırıcılığın olduğunu hatırlattı.
Ancak Middle East Institute Türkiye Programı Direktörü Gönül Tol, Türkiye'nin motivasyonunun daha çok savunma sanayiine finansman sağlamak, işbirliklerini geliştirmek ve ihracat pazarlarını genişletmek olduğunu belirtmektedir.
Kadir Has Üniversitesi'nden Prof. Dr. Serhat Güvenç ise, anlaşmayı Türkiye'nin ABD ve Avrupa ile olan güvenlik ilişkilerinin yeniden şekillendiği bir dönemde yalnız kalmama arayışıyla ilişkilendiriyor.
İsrail için yeni bir durum
Mekke Paktı'nın, İsrail açısından da bazı önemli sonuçlar doğurabileceği düşünülüyor.
Uzmanlara göre, özellikle Suudi Arabistan'ın bu anlaşmaya dâhil olması, İsrail'in bölgedeki normalleşme çabaları açısından kayda değer bir durum oluşturuyor.
İsrail'in bölge devletleriyle ilişkilerini normal hale getirmeyi hedefleyen İbrahim Anlaşmaları, Gazze'deki çatışmalar nedeniyle büyük ölçüde etkilenmiş durumda.
Gönül Tol, İsrail'in özellikle Mekke Paktı'nın İbrahim Anlaşmaları üzerindeki muhtemel etkisine odaklandığını ifade ediyor.
Serhat Güvenç ise, Türkiye açısından bu anlaşmanın, İsrail’in Doğu Akdeniz'deki Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile olan ilişkilerine karşı bir güvenlik arayışı olarak da yorumlanabileceğini aktarıyor.
Mısır neden anlaşmadan hariç tutuldu?
Mekke Paktı'na katılması beklenen ülkeler arasında Mısır da bulunmaktaydı ancak Kahire bu anlaşmaya taraf olmadı.
Mısır'ın bu durumunun nedenine dair resmi bir açıklama yapılmazken, Arap medyasına konuşan Mısırlı kaynaklar, başkentin İran yanlısı gruplarla çatışma riski ve Suudi Arabistan'ın dâhil olduğu bir anlaşmaya katılma konusundaki endişeleri nedeniyle imza atmadığını öne sürdü.
Gönül Tol, Mısır'ın İsrail ile olan güvenlik ilişkilerini, Birleşik Arap Emirlikleri ve Hindistan ile olan bağlantılarını gözeterek hareket alanını koruma çabası içinde olabileceğini değerlendirmektedir.
Hakan Fidan, Mısır’ı üç ülkenin “doğal ortağı” olarak nitelerken, Kahire'nin ilerleyen dönemlerde anlaşmaya dâhil olabileceği sinyalini verdi.
Pakistan-Hindistan bölgesinde de yankı buldu
Mekke Paktı'nın etkileri sadece Ortadoğu ile sınırlı kalmayabilir.
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nden Doç. Dr. Omair Anas, bu anlaşmanın Hindistan’da “derin bir güvensizlik hissi” yarattığını belirtmekte.
Hindistan ile Pakistan arasında 2025'te savaşın eşiğinden dönülmesinin yanı sıra Türkiye'nin Pakistan'a askeri destek verdiği iddiaları, Ankara-New Delhi ilişkilerinde de gerginliğe yol açmış durumda.
Anas'a göre, Hindistan, anlaşmanın kendisine olan etkisini analiz etmek isteyecektir. Hindistan'ın bu çerçevede İsrail ile ilişkilerini daha da güçlendirebileceği değerlendiriliyor.
“Müslüman NATO’su” ifadesi ne derece gerçekçi?
Anlaşmanın en dikkat çekici maddelerinden biri, herhangi bir tarafa yönelik saldırının diğer iki ülkeye de yapılmış sayılmasını içeriyor.
Hakan Fidan, bu maddeyi NATO'nun 5. maddesiyle karşılaştırırken, ortak savunmanın ülkelerin ihtiyaçlarına göre şekilleneceğini dile getirdi.
Ancak uzmanlar, anlaşmanın gerçek anlamda NATO benzeri bir güvenlik mekanizmasına dönüşüp dönüşmeyeceği konusunda belirsizlikler bulunduğunu vurguluyor.
Prof. Dr. Serhat Güvenç, mevcut durumda bir “niyet beyanı” bulunduğunu, ancak bunun uygulanma şeklinin belirsizliğini koruduğunu belirtiyor; çünkü anlaşmanın metni kamuoyuyla paylaşılmadı.
NATO'dan farklı olarak, Mekke Paktı'nda ülkeleri yönlendirecek açık bir liderlik yapısı bulunmadığını kaydeden Güvenç, üç ülkenin daha çok eşitler arası bir ittifak görünümünde olduğunu ifade ediyor.
Bu durum, ülkelerin kendi ulusal egemenliklerini korumasını sağlarken, aynı zamanda ortak karar alma süreçlerini daha karmaşık hale getirebilir.
Yeni güvenlik yapısında Türkiye’nin rolü
Mekke Paktı'nın nasıl bir hale dönüşeceği, ortak savunma maddesinin uygulamaya nasıl geçeceği ve başka ülkelerin bu anlaşmaya katılıp katılmayacağı henüz belli değil.
Ancak Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın aynı güvenlik çerçevesinde bir araya gelmesi, bölgedeki güvenlik yapısının yeniden şekillendiği bir zamanda önemli bir adım olarak öne çıkıyor.
Ankara, bu yapıyı herhangi bir ülkeye karşı bir blok olarak değil, bölgesel sahiplenme, ortak güvenlik ve kolektif caydırıcılık temellerinde genişleyebilecek bir işbirliği şeklinde tanımlıyor.