Türkiye'nin tarımsal üretimini 2004-2024 yılları arasında inceleyen yeni bir araştırma, ülkenin tarım iklim risk haritasını ortaya koyuyor. Bu çalışmaya göre, 157 ürünün 53’ü iklim açısından yüksek risk taşırken, 52 ürün orta, 52 ürün ise düşük risk kategorisinde yer almakta. En fazla risk taşıyan ürünler arasında arpa, karpuz ve mısır bulunuyor.
Oksijen'den Esen Dolma'nın derlediği habere göre, Bilgi Sosyal Bilimler Dergisi'nde 31 Temmuz'da yayımlanan bu çalışma, Gümüşhane Üniversitesi’nden Banu Bolayır ve Uğur Demirel tarafından gerçekleştirilmiştir.
Araştırmacılar, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) bitkisel üretim verileri ile Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün istatistiklerini birleştirerek inceleme yaptı.
Sadece 21 yıl boyunca kesintisiz veri sağlayan ürünler analize dâhil edildi. Her ürünün yıllık üretim verileri; hava sıcaklığı, yağış oranı, nem, buharlaşma, rüzgar hızı ve toprak sıcaklığı gibi 15 meteorolojik değişkenle karşılaştırıldı.
Bu bağlamda, her bir ürün için bölgesel meteorolojik verilerdeki ekstrem değişimler (tehlike), bu değişimlerin ilgili ürünün üretim miktarıyla olan ilişkisi (maruziyet) ve ürünlerin bu değişimlere karşı hassasiyetleri (kırılganlık) göz önünde bulundurularak bir bileşik risk skoru oluşturuldu.
Maksimum Sıcaklık En Belirleyici Etken
Analizin öne çıkan bulgularından biri maksimum sıcaklığın büyük bir etki yarattığıdır. Bu değişkenin modeldeki önemi yüzde 60.42 olarak belirlenmiştir. Bunun ardından yüzde 11.98 ile toplam yağış ve yüzde 11.26 ile 10 santimetre derinlikteki toprak sıcaklığı gelmektedir. Üç ana değişken, modeldeki iklim değişkenlerine atfedilen toplam önemin yüzde 83.66’sını oluşturmuştur.
Bu araştırma sonuçlarının, 21 yıllık iklim eğilimleri ile örtüşmesi dikkat çekicidir.
Zira, Türkiye'nin ortalama sıcaklıkları bu süreçte 13.2 dereceden 15.3’e, maksimum sıcaklığıysa 19.2’den 21.4 dereceye, minimum sıcaklığı da 7.6’dan 10 dereceye çıkmıştır. Toplam yağış ise 607.4 milimetreden 567 milimetreye düşmüştür.
Bu bağlamda, maksimum sıcaklık artışı yaşanırken yağış miktarında bir azalma gözlemlendi. Dolayısıyla, iklimsel zemin üzerine oturan risk sıralaması da bu dönemde şekillenmiştir.
Fakat yüksek riskli ürünler için yapılan bu sıralama, bu ürünlerin üretiminin sona ereceği veya belirli oranlarda azalacağı anlamına gelmiyor.
Araştırmaya göre, ‘yüksek risk’ ifadesi, mutlak bir tehlike eşiğini değil, incelenen ürünlerin en kırılgan üçte birini temsil ediyor.
Yazarlar, bu çalışmayı bir üretim projeksiyonu değil, iklim değişkenleri ile ürün kırılganlıklarını sıralayan bir keşif aracı olarak tanımlamaktadır. Ayrıca, yüksek riskli ürünlerin desteklenmesinde önceliklendirilmesi, tarım sigortalarının iklimsel duyarlılığı göz önünde bulundurması ve yem bitkileriyle baklagiller için bölgesel uyum stratejilerinin geliştirilmesi gerektiğini vurgulamaktadırlar.
Kısacası, 53 ürünün yer aldığı bu liste kesin bir gelecek tahmini sunmasa da, daha kapsamlı bölgesel araştırmaların hangi noktadan başlaması gerektiğine dair bir risk haritası oluşturmaktadır.