Döviz Dönüşüm Desteği İçin Sektör Ayrımı Olmayacak! TET Başkanı Kavaklıoğlu'ndan Açıklamalar
TET Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kavaklıoğlu, Merkez Bankası'nın ihracatçılara sunmuş olduğu reeskont kredileri ve döviz dönüşüm desteklerinin, özellikle mevcut dönemde yüksek finansman maliyetlerinin olduğu bir ortamda ihracatçı firmalar için büyük bir fırsat teşkil ettiğini vurguladı.
Kavaklıoğlu, bu destek mekanizmalarının sürekliliğinin önemine değinerek, 1 Ağustos 2026 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanan düzenlemeye atıfta bulundu (ilgili tebliğin 4. Maddesinin 6. Fıkrası: Merkez Bankası, firmaların döviz dönüşüm desteği kapsamında satabileceği döviz tutarlarına ya da alabileceği destek tutarlarına üst sınırlar koyabilir. Firmaların destek sınırları, karlılık ve işgücü maliyetleri gibi katma değer unsurlarına dayalı şekilde Merkez Bankası tarafından belirlenen yöntemle hesaplanır. Belirlenen üst limitlerin aşılması durumunda firmaların döviz dönüşüm desteği talepleri kabul edilmez). Bu durumun, sektörde ve firmalarda farklı sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekti.
“Kârlılık yalnız başına ihracat kapasitesini göstermez”
Firmaların kârlılığının, bulundukları sektörlerin doğası, yatırım dönemleri, amortisman ve finansman maliyetleri, döviz dalgalanmaları ve hammadde fiyatları gibi pek çok faktörden etkilendiğini ifade eden Kavaklıoğlu, sadece muhasebe kârlılığının, bir firmanın ihracat kapasitesini veya ekonomiye katkısını tam anlamıyla yansıtamayacağını belirtti.
Kavaklıoğlu, “Aynı düzeyde ihracat ve döviz kazandırıcı faaliyetlerde bulunan firmalar, yatırım süreçleri, finansman yapıları veya sektörlerin özellikleri yüzünden değişik kârlılık oranlarına sahip olabilir. Bu yüzden kârlılığın, destek üst limitinin belirlenmesinde temel göstergelerden biri haline getirilmesi, eşitlik ve öngörülebilirlik açısından sorunlar yaratabilir,” diyerek değerlendirmesini yaptı.
“Emek yoğunluk tek başına yeterli bir katma değer ölçüsü değildir”
İşgücü maliyetinin tek başına karşılaştırmalara dayalı bir katma değer göstergesi olarak ele alınmaması gerektiğini vurgulayan Kavaklıoğlu, teknoloji yönünden zengin sektörlerde üretim ve katma değer yapısının farklılıklar gösterdiğini dile getirdi.
Elektrik ve elektronik sektörünün, teknoloji, otomasyon, Ar-Ge ve sermaye yoğuşuk bir üretim yapısına sahip olduğunu belirten Kavaklıoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Bir işletmenin daha fazla çalışan istihdam etmesi, ülke ekonomisi açısından önemli bir durumdur. Ancak, çalışan sayısının ya da toplam işgücü maliyetinin yüksek olması, bu durumun otomatik olarak daha fazla katma değer üretildiği anlamına geldiğini göstermez. Teknolojiye ve otomasyona yatırım yapan, yüksek verimlilik sağlayan ve nitelikli mühendislik kabiliyeti geliştiren firmalar, daha az işgücü ile yüksek katma değer ve ihracat geliri yaratabilmektedir. Destek sisteminin bu tür firmaları dezavantajlı duruma getirmemesi gerekmektedir.”
“Teknoloji ve verimlilik yatırımı yapan firmalar aleyhine olmamalıdır”
Türkiye’nin küresel rekabet gücünü artırmak amaçlı olarak firmaların otomasyon, dijitalleşme, Ar-Ge ve yüksek teknoloji yatırımlarına yönlendirilmesinin önemine dikkat çeken Kavaklıoğlu, destek politikalarının bu hedeflerle örtüşmesi gerektiğini ifade etti.
Kavaklıoğlu, “Öte yandan, sanayicimizi daha yüksek teknoloji, otomasyon ve verimliliğe yönlendirirken, işgücü maliyetini destekten yararlanmanın temel kriterlerinden biri haline getirmek çelişkilere yol açabilir. Çalışan başına yüksek katma değer üreten işletmelerin, bu nedenle daha düşük destek görmemesi önemlidir,” dedi.
“Sektörlerin üretim yapıları farklılık gösteriyor”
Türkiye'deki ihracatçı sektörlerin emek, sermaye ve teknoloji yoğunluklarının önemli anlamda farklı olduğuna işaret eden Kavaklıoğlu, aynı kriterlerin bütün sektörlere uygulanmasının, benzer ihracat ve döviz kazandırma performansına sahip şirketlerin farklı destek limitleri ile karşılaşmasına sebep olabileceği uyarısında bulundu.
Kavaklıoğlu, “Emek yoğun sektörlerle teknoloji ve sermaye yoğun sektörlerin üretim mekanizmaları birbiriyle örtüşmez. Bu sebeple, tek bir maliyet unsurundan hareketle tüm sektörleri aynı şekilde değerlendirmek, sağlıklı sonuçlar vermeyebilir. Buradaki ana mesele, herhangi bir sektörün diğerinden daha fazla desteklenmesinden ziyade, sektörlerin yapısal farklılıkları dolayısıyla hiçbir ihracatçının dezavantajlı konuma gelmemesidir,” şeklinde konuştu.
“Talebimiz ayrıcalık değil, eşit ve objektif bir sistem”
Destek mekanizmalarının sektör veya firma bazlı taleplere göre şekillendirilmesinin, sektörler arasında dengeyi sarsabileceğini belirten Kavaklıoğlu, ekosistem genel faydalarının ön planda olması gerektiğini vurguladı.
“İhracatçıları kapsayan destek mekanizmalarının, belirli sektörlerin veya firma gruplarının daha fazla yararlanmasını sağlamak yerine, objektif, ölçülebilir ve tüm ihracatçılara eşit yaklaşan kriterler doğrultusunda oluşturulması gerektiğine inanıyoruz. Talebimiz, herhangi bir sektör için ayrıcalık değil, tüm üretim modellerine eşit hizmet eden bir sistemdir,” dedi.
“Döviz dönüşümünü teşvik eden yapı korunmalı”
Döviz dönüşüm desteğinin ana amacının, ihracatçıların yurt dışından elde ettikleri döviz gelirlerinin Türk lirasına dönüştürülmesini teşvik etmek olduğunu hatırlatan Kavaklıoğlu, bu sistemin temel amacı doğrultusunda basit, öngörülebilir ve teşvik edici bir şekilde uygulanmasının daha yararlı olacağını ifade etti.
Kavaklıoğlu, “Döviz dönüşüm desteğini ihracatçılarımız açısından son derece önemli buluyor ve devamını destekliyoruz. Beklentimiz, bu destekten yararlanabilecek tutarın, ihracat ve döviz kazandırma performansıyla sınırlı göstergelerle kısıtlanmamasıdır. Ülkemize döviz kazandırılmasının teşvik edildiği, objektif ve sektörler arasında eşitliği sağlamaya yönelik bir yapının sürdürülmesinin, ülkemiz ekonomisi açısından daha olumlu sonuçlar doğuracağı inancındayız,” diye ekledi.