9 Eylül 2026 Çarşamba

Dev Alıcılar Fiyatları Nasıl Koruyor? İşte Sırları!

Altın, ağustos ayındaki keskin artışın ardından son iki haftada yeniden satış baskılarıyla karşı karşıya kaldı. ABD Hazine tahvili getirilerindeki yükseliş, Fed Başkanı Kevin Warsh’ın sert açıklamaları ve beklenenden daha iyi gelen ABD istihdam verileri, fiyatların aşağı yönlü hareket etmesine neden oldu.

Ağustos ayının başlangıcındaki üç haftada yüzde 15 oranında bir artış kaydeden altın, ardından yüzde 5,5 değer kaybetti. Beklentiler, ABD Merkez Bankası'nın bu yıl toplamda 50 baz puanlık bir faiz artışına gitmesi yönünde şekilleniyor. Daha yüksek reel faiz oranları ve dolardaki güçlenmenin de kısa vadede altın üzerinde baskı yaratması bekleniyor. Ancak mesele yalnızca Fed'in bir sonraki faiz kararından ibaret değil. Orta ve uzun vadeli resme baktığımızda, altının yatırım portföylerindeki stratejik rolünü pekiştiren güçlü unsurlar hala gündemde.

MERKEZ BANKALARINDAN GÜÇLÜ ALTIN TALEBİ

Altının uzun vadeli görünümündeki en önemli destek kaynaklarından biri merkez bankalarının etkili alımları. Çin Halk Bankası, ağustos ayında 650 bin ons, yani yaklaşık 20 metrik ton altın satın aldı. Bu rakam, Temmuz ayında 640 bin ons seviyesindeydi. Böylece, ağustos ayında gerçekleştirilen alım, Ekim 2023'ten beri elde edilen en yüksek aylık artış olarak kayıtlara geçti.

Çin'in altın alım serisi ise 22 aya ulaşmış durumda. Ayrıca altın rezervlerini artırma çabası içinde olan tek ülke de Çin değil.

Dünya Altın Konseyi'nin yakın zamanda düzenlediği bir ankete göre, katılımcı merkez bankalarının yaklaşık yüzde 90'ı, küresel resmi altın rezervlerinin önümüzdeki 12 ay içerisinde artmasını bekliyor. Merkez bankalarının yüzde 45'i ise kendi rezervlerini artırmayı planlıyor. Yıllık merkez bankası altın alımlarının 750 ile 1.000 metrik ton arasında gerçekleşmesi öngörülüyor. Bu talep, fiyatlar açısından kalıcı ve kıymetli bir destek oluşturabilir.

ABD'NİN BORÇ YÜKÜ ALTINI DESTEKLEYEBİLİR

Altın açısından dikkat çekici bir diğer konu, ABD'nin mali durumu. Yüksek faiz oranları ve ekonomideki dirençli büyüme, kısaca doları güçlü tutmayı destekleyebilir. Ancak kamu maliyesinin sürdürülebilirliğine dair endişeler, uzun vadede doların değer artışını kısıtlayabilir. Artan kamu borcu, yatırımcıları dolar bazlı rezervlerden daha dengeli portföylere yönlendirmeye teşvik edebilir.

Bu noktada altın, yeniden öne çıkıyor. Değer saklama aracı olarak kabul edilen ve geleneksel rezerv para birimlerine alternatif oluşturan altın, rezerv çeşitlendirme eğiliminden yararlanabilir. Orta ve uzun vadede doların zayıflaması durumunda değerli metale olan talebin daha da artması beklenebilir.

ENFLASYON VE JEOPOLİTİK RİSKLER ÜZERİNE KALKAN

Kalıcı yüksek enflasyon ve devam eden jeopolitik belirsizlikler, altının yatırım portföylerindeki rolünü artıran unsurlar arasında yer alıyor. Kurumsal yatırımcılar, kriz dönemlerindeki performansı nedeniyle altın pozisyonlarını korumayı veya artırmayı tercih edebiliyor. Ayrıca, jeopolitik risklere karşı sağladığı koruma potansiyeli ve portföy çeşitlendirmesine katkısı da önemli bir etken.

Tarihsel veriler de bu yaklaşımı desteklemekte. Global Investment Returns Yearbook'a göre, 1900 yılından bu yana altın ve emtiaların reel getirileri ile enflasyon arasında olumlu bir ilişki bulunuyor.

Dolayısıyla altına yalnızca Fed'in bir sonraki faiz kararına bağlı kısa vadeli bir yatırım aracı olarak bakılmıyor. Daha ziyade portföy koruma ve risk dağıtımı açısından stratejik bir varlık olarak öne çıkıyor. Altındaki fiyat düşüşleri, bu bağlamda yeterince değerli metal bulundurmayan yatırımcılar için uzun vadeli pozisyon oluşturma fırsatı olarak değerlendirilebilir.