Yarım yüzyıllık deneyimiyle hazır giyim alanında önemli katkılarda bulunan Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD), sektörle ilgili son gelişmeleri ve Türk sanayisinin geleceği için önerilen politikaları bir basın toplantısında duyurdu. TGSD Müşterek Başkanları Toygar Narbay ve Dr. Ümit Özüren’in katılımıyla gerçekleşen toplantıda, Cumhurbaşkanlığına, ilgili bakanlıklara, milletvekillerine ve siyasi parti temsilcilerine sunulan Uzgörü 2050 ve Stratejik Yol Haritası gibi sektörel analizlerde elde edilen veriler tartışıldı.
“Biz %13,6, rakiplerimiz %3,6 FAVÖK üretmek zorunda”
Jeopolitik ve ekonomik gelişmelerin Türk sanayicilerini küresel pazarda dezavantajlı bir hale getirdiğini dile getiren Narbay, “Türkiye’de bir sanayicinin en az %13,6 FAVÖK (Faiz, Amortisman, Vergi ve İhtiyat Akçeleri) üretmesi gerekiyor. Düşük enflasyon ve faizle faaliyet gösteren rakiplerimizde ise bu eşik sadece %3,6 seviyesindedir. Bu 10 puanlık fark, Türk ihracatçısını her sabah dezavantajlı bir şekilde yarışı başlatmaya zorluyor. Bu sorun sadece hazır giyim ve tekstili değil, tüm ihracatçılarımızı etkilemektedir.” şeklinde görüş belirtti.
“Hazır giyimdeki kırılma sanayinin geleceği için bir uyarı”
Hazır giyim ve tekstilin, sektördeki köklü yapısal sorunları önceden ve güçlü bir biçimde gösteren alanlar olduğunu belirten Narbay, “2022 yılında ulaştığımız ihracat zirvesinin ardından 2026 Haziran’a kadar geçen süreçte 364 bin istihdam ve 10 bin 497 işletmenin kaybedildiğini gözlemledik. Büyük ölçekli firmalar küçülme sürecine girdi, bu durum üretim ölçeğimizin, nitelikli iş gücümüzün ve tedarik zincirimizin de zayıflamasına yol açtı. Hazır giyim ve tekstildeki bu çalkantı, önümüzdeki dönemlerde diğer endüstrilerde de karşılaşılacak ölçek, verimlilik ve insan kaynağı sorunlarına işaret ediyor. Bu nedenle, bu tablo sanayisizleşme riski açısından ciddiyetle değerlendirilmelidir. Üretim, ihracat, istihdam, finansman, teknoloji ve marka stratejilerini bir çatı altında toplayan kapsamlı bir sanayi politikasına acilen ihtiyaç duyulmaktadır.” açıklamasını yaptı.
“138 maddelik öneriyi sunduk, şimdi etkili bir uygulama bekliyoruz”
Yeni sanayi politikasının destek miktarlarından ziyade kaynakların ortaya koyduğu sonuçlara odaklanması gerektiğini belirten Narbay, “Günümüzde tekstil ve hazır giyime yönelik destekler, belirli ihtiyaçlara yanıt veriyor ancak bu kaynaklar farklı kurumlar ve önceliklerle kullanılmakta. TGSD olarak mevcut tüm devlet desteklerini tek tek inceledik. 86 teşvik kaleminden 2'sini eleyerek geriye kalan 84 maddeyi sektörün gereksinimlerine uygun hale getirdik ve mevcut yapıda yer almayan 54 yeni politika aracı ekledik. Sonuç olarak 138 maddeden oluşan tek bir sektör çerçevesi oluşturup Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığına ilettik. Talebimiz, bu çerçevenin tek bir merkezden yönetilmesi ve bütünsel bir uygulama ile hayata geçirilmesidir. Böylece hedef odaklı bir yapı ile kamu kaynaklarının üretkenlik üzerindeki etkisini artırabiliriz. Aslında elimizdeki oklar var, fakat hepsinin aynı hedefe yöneltecek bir ‘ıslıklı ok’ ihtiyacımız mevcut.” dedi.
“Yeni OVP'deki veriler sanayisizleşmeyi teyit ediyor”
Sanayisizleşme uyarısının sadece sektör analizi olmadığını, 6 Eylül’de açıklanan Orta Vadeli Program’daki verilere de yansıdığını kaydeden Narbay, ”Mal ihracatımızın milli gelire oranı yeni OVP içinde 2025’te %17,1 iken, 2029’da %14,2’ye düşüyor. Yani, ekonomi büyürken mal ihracatının ekonomideki payı azalıyor. Daha önceki programda 2028 için %16,4’lük bir oran hedeflenmişken, yeni programda bu oran %14,5’e indirildi. Bir yıl içinde beklentinin 1,9 puan gerilemesi, işaret ettiğimiz eğilimin resmi projeksiyonlara yansıdığını gösteriyor.” diyerek değerlendirmelerde bulundu.
“Hazır giyim ve tekstil ‘stratejik sektörler’ arasında yer almalıdır”
Programda hazır giyim ve tekstilin sektörel adlandırmalar arasında yer almasının değerli olduğunu vurgulayan Narbay, “Bunun yanı sıra programda sektörümüz emek yoğun sektör olarak tanımlanırken, stratejik sektörler savunma, sağlık, yarı iletkenler ve yapay zeka gibi alanlar olarak belirlenmiştir. Oysa, hazır giyim, kilogram başına 16,2 dolarlık bir değer ile Türkiye’nin üçüncü en yüksek birim değerli ihracat kalemi; tekstil ile birlikte sağladığı 14 milyar dolarlık dış ticaret fazlası ile cari açığın kapanmasına en fazla katkıda bulunan imalat sektörüdür. Teknik tekstil, akıllı tekstil ve kompozit malzemeler ise savunma ve ileri malzeme alanları için kritik öneme sahiptir. Bu nedenle, hazır giyim ve tekstilin OVP’de hem ‘emek yoğun sektörler’ olarak, hem de ‘stratejik sektörler’ arasına alınmasını talep ediyoruz.” dedi.
“Yanlış oyunda 18, doğru oyunda 1’inciyiz”
Türkiye’nin izlemesi gereken rekabet modelini TGSD’nin 23 üretici ülkeyi kıyasladığı Küresel Rekabetçilik Matriksi üzerinden inceleyen Narbay, maliyet odaklı rekabet ile değer odaklı rekabet arasındaki farkı şöyle açıkladı:
“Türkiye, işçilik ve maliyet unsurlarına göre 18. sırada yer alırken; lojistik erişim, iş gücü yeterliliği, verimlilik, dikey entegrasyon, altyapı ve üretim kabiliyeti gibi faktörlerin değerlendirildiği Değer ve Erişim Endeksi’nde 1. sırada konumlanıyor. Yanlış oyunda 18’nciyiz, ama doğru oyunda 1’inciliğe yükseliyoruz.”
“Taleplerimizin bir kısmı karşılık buluyor”
TGSD’nin yaklaşık 1,5 yıl önce gündeme getirdiği iki önerinin bu yıl kabul edildiğini bildiren Narbay, büyük firmalar için çalışan başına 3 bin 500 TL’lik istihdam desteği sunulduğunu ve bu desteğin 2027-2028 yıllarında devam etmesi için Meclis’e bir düzenleme önerildiğini belirtti. Dönüşüm desteği için de Ekim ayından itibaren katma değer ve net ihracat esaslı bir sisteme geçileceği müjdesini verdi.
“Gerçekleştirilen bu adımlardan ötürü Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ve ilgili bakanlarımıza teşekkür ederiz,” diyen Narbay devamla sektörün başka beklentilerini de sıraladı: “Net ihracata verilen kur dönüşüm desteğinin %10’a çıkarılmasını ve üç yıl boyunca uygulanmasını, istihdam desteğinin bölgesel gelişim düzeyine göre 3 bin 500 TL’den başlayarak altıncı bölgede 6 bin TL’ye kadar kademelendirilmesini öneriyoruz. Reeskont faiz oranlarının politika faizinin %50’sine sabitlenmesi, faiz tahsilatı işlemlerinin vade sonunda yapılması, teminat yapısının Kredi Garanti Fonu ile güçlendirilmesi ve Eximbank kredi/ihracat oranının 2018 yılındaki %16,5 seviyesine geri getirilmesi taleplerimiz arasında yer almaktadır. Bu taleplerimizin bir bütün olarak hayata geçirilmesini bekliyoruz.” şeklinde konuştu.
“KOSGEB yanında BİGEB’in kurulması gerek”
Türkiye’nin rekabet avantajının hız, pazar yakınlığı, güvenilirlik, esneklik ve iplikten nihai ürün dönüşümü gibi entegre üretim yapısından kaynaklandığını belirten Narbay ayrıca, küresel talep pazarının coğrafi ve ürün bazında yeniden şekillendiğini ifade etti: “Batı pazarında orta segment daralırken; MENA, Afrika, Orta Asya ve Hindistan gibi yeni büyüme alanları dikkat çekiyor. Bu bölgelerde rekabet nedeniyle yalnızca üretici kimliğiyle var olmak zor. Markalarımızla buradaki pazara da girmeliyiz. Yeni rekabet stratejimizi, hacmi koruyarak ve hatta artırarak değer odaklı üretime geçerek kurgulamalıyız.” dedi.
Değer odaklı dönüşümün işletme ölçeği ile doğrudan bağlantılı olduğunu ifade eden Narbay, “Sektördeki firmaların sadece %0,6’sının 250 ve üzeri çalışana sahip olmasına rağmen son üç yıldaki istihdam kaybının yaklaşık %42’si bu firma grubunda gerçekleşti. Bu nedenle, küçük firmaların büyümesini desteklerken büyük şirketlerin kazandığı ölçeği de koruyacak bir sanayi politikasına gereksinim var. Bu amaç doğrultusunda KOSGEB’in yanı sıra Büyük İşletmeleri Geliştirme Başkanlığı’nın (BİGEB) kurulmasını önermekteyiz.” dedi.
“Komşu ülkelerde üretim merkezleri kurarak ticareti büyütebiliriz”
Suriye, Kuzey Irak ve Azerbaycan topraklarında Türk sermayesi ve yönetimiyle üretim merkezlerinin oluşturulması gerektiğini dile getiren Narbay, “Bu tür düzenlemeler ile maliyet hassasiyeti gösteren siparişleri alarak hem atıl makine parkını değerlendirebilir hem de iç piyasada tekstil ve yan sanayi kapasitesini artırarak maliyetleri düşürebiliriz. Sadece Suriye’de orta vadede 250 bin kişilik istihdam ve yıllık 5 milyar dolarlık bir ihracat kapasitesi öngörüyoruz. Tasarım, Ar-Ge, teknik üretim ve marka yönetimini Türkiye topraklarında güçlendirirken, doğuda açılacak Özel Endüstri ve Ticaret Serbest Bölgesi sayesinde komşu ülkelerle ticaretimizi artırabiliriz. Ayrıca, Kamu Alımları Anlaşması (GPA) çerçevesinde teknik tekstil, koruyucu giyim ve kurumsal kıyafet konusundaki kapasitemizi uluslararası pazara taşıyabiliriz. Böylece, yaklaşık 1,7 trilyon dolarlık bu pazarın 50 ila 100 milyar dolarlık kısmında hazır giyim ve tekstil alanında kamu alımı fırsatlarına ulaşabiliriz.” diyerek açıklamada bulundu.
“Sanayinin 15 yıllık insan kaynağını bugünden hazırlamalıyız”
Ölçek kaybının insan kaynağı problemleri ile birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Narbay, “Çalışma çağında 66,4 milyon insan mevcutken iş gücüne katılan nüfus 32,6 milyon seviyesinde ancak bu sayının 50 milyon civarında olması lazım. Nüfus artış oranı yavaşlar iken gençlerin çoğu sanayi sektörünü tercih etmiyor. Bunun yanında yapay zeka önümüzdeki 10-15 yıl boyunca hizmet ve ofis işlerinde büyük dönüşümlere sebep olacaktır. Bu dönüşümde yer alacak çalışanların üretime geçebilmesi için teknik eğitim, saha deneyimi ve üretim kültürü gibi unsurlar gerekmektedir. Önümüzdeki 15 yılın üretim kadrolarını bugünden oluşturmamız lazım.” dedi.
“Öngörü yapmanın bu kadar zor olduğu bir dönem olmadı”
Narbay, toplantıda sektörün mevcut durumunu da değerlendirdi. Hazır giyim sektörünün 2025 yılını ihracat ve pazar payı kaybıyla kapattığını hatırlatan Narbay, geçen yıl 2026 için öngördükleri stabilizasyonun sayılara yansıdığını belirtti. “Ana pazarlarımızın ithalatında %10’a kadar daralma yaşanırken, hazır giyim ihracatındaki kaybın ilk yarıda %1,6 ile sınırlı kalması, son üç yılın en başarılı ilk yarı performansını gösteriyordu. Temmuz ayında %0,2 artışla toparlanan ihracatımız, Ağustos’ta %6,9 azaldı. Ancak, yalnızca bir aya bakarak karar vermek yanıltıcı olabilir. Sekiz aylık kaybımız %2,2 oldu ve toplam hazır giyim ihracatımız 10,97 milyar dolara erişti. Ocak-Ağustos periyodu son dört yılın en iyi sekiz ayı. Aynı dönemde AB’nin hazır giyim ithalatı %9,5, ABD’nin ithalatı %8,2 oranında gerilerken, bizim kaybımız %2,2’de kalmış olması, pazar çeşitliliğimizin işe yaradığını göstermektedir. İhracatımızın üçte ikisini oluşturan AB ve Birleşik Krallık’taki düşüşler, Orta Doğu, Kuzey Amerika, BDT ve Rusya’dan sağladığımız artışlar ile büyük ölçüde telafi edildi. Tekstilde ise tablo daha da olumlu. Aynı süreçte %1,1 artışla 6,32 milyar dolara ulaştık ve Kuzey Amerika’ya yönelik tekstil ihracatımız %19,5 oranında arttı. Ancak tüm bunlar rekabet gücündeki yapısal problemlerimizin çözülmüş olduğunu göstermiyor. Yaptığımız analizlere göre 2020-2026 arasında asgari ücret 11,2 kat, TÜFE yaklaşık 9 kat, döviz ise 6,5 kat yükseldi. Yüksek faiz oranları ve baskılanan kur, enflasyonu azaltmadığı gibi hem alım gücünü düşürüyor hem de sanayicinin rekabet edebilme yetisini azaltıyor. Konkordato başvuruları bu yılın ilk sekiz ayında %28 gerileyerek, desteklenen şirketlerin ölçeğinde artışa neden oldu. Yani kayıplar yavaşlasa da destekler bütünsel olarak uygulanmadığı için kalıcı bir iyileşme henüz sağlanmanı. Yıl sonu için belirlediğimiz 16-16,5 milyar dolar arasındaki hedefimizi sürdürüyoruz. 2027’nin gidişatını ise başta Körfez bölgesi olmak üzere jeopolitik gelişmeler, enerji fiyatları, faiz şartları ile AB ve ABD pazarlarındaki talep belirleyecek. Öngörü yapmak, bu kadar zor olduğu bir dönem yaşamadık.” diye ekledi.
19. İstanbul Hazır Giyim Konferansı’nda ‘Made in Türkiye’ teması ele alınacak
TGSD Müşterek Başkanı Dr. Ümit Özüren, 13-14 Ekim tarihlerinde ‘Yeniden Tanımlanan Değer: Made in Türkiye’ başlığı altında gerçekleştirilecek 19. İstanbul Hazır Giyim Konferansı hakkında katılımcılara bilgi verdi.