24 Ağustos'ta açıklanan ABD'nin yeni İran yaptırımları, İran ile bağlantılı faaliyetlerde bulunan üçüncü ülke şirketleri ve finans kuruluşları için ikincil yaptırım tehlikesini artırıyor.
Hazine Bakanlığı, İran'ın dijital varlıklar, teknoloji, altın, havacılık ve deniz taşımacılığı gibi sektörlerdeki belirli eylemlerini de bu yeni yaptırım çerçevesine dâhil etti.
Washington, tespit edilen İran bağlantılı faaliyetlerin sonlandırılması için ülkeleri belirli sürelerle uyaracağını duyurdu. Ancak hangi ülkelerin hangi faaliyetleri ne kadar süre içinde tamamlaması gerektiği henüz netlik kazanmış değil.
İkincil yaptırımların finansman ve ödeme yöntemlerini de kapsayacak şekilde genişlemesi, doğrudan yaptırım uygulanmayan ticaretin de zora girmesine yol açabilir.
İran'la ekonomik ilişki 11 milyar doları aşıyor
Türkiye, İran'ın en önemli ticari ortakları arasında yer alıyor.
2025 itibarıyla iki ülke arasındaki ticaret hacmi yaklaşık 5,5 milyar dolara ulaşmış durumda. Türkiye'nin İran'a gerçekleştirdiği ihracat 3 milyar dolar civarında iken, İran'dan yapılan ithalat ise 2,5 milyar dolar olarak kaydedildi.
DW Türkçe'ye konuşan Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Merkez Direktörü Prof. Dr. Hakkı Hakan Yılmaz, Türkiye'nin bölgedeki savaşın ekonomik yansımalarından en çok etkilenecek ülkelerden biri olduğunu belirtiyor.
Dış ticarette meydana gelen daralmanın üretim ve istihdam üzerinde olumsuz etkiler yarattığını, enerji fiyatlarının artışının maliyet baskısı oluşturduğunu, ayrıca turizm ile sınır illerinde de ekonomik daralmanın etkilerinin hissedilmeye başlandığını ifade ediyor.
Yılmaz, İran'ın ithalatında Çin'den sonra Türkiye'nin ikinci sırada olduğunu belirterek, bu nedenle doğrudan ekonomik etkinin, öncelikle İran ve bu bölgedeki dış ticaret ilişkileri aracılığıyla kendini gösterdiğini aktarıyor.
Yılmaz'a göre, Türkiye ve İran arasındaki dış ticaret hacmi son beş yıldır ortalama 5,7 milyar doları buluyor.
Son üç yıllık dönemde özellikle İran'dan yapılan ithalatın yavaşlamasının ardından Türkiye dış ticaret fazlası vermeye başladı. Bu fazlanın miktarının ise yaklaşık 800 milyon dolar düzeyinde olduğunu dile getiriyor.
Ancak Yılmaz, sadece mal ticaretinin incelenmesinin, ekonomik ilişkinin gerçek boyutunu yansıtmayacağını vurguluyor.
Yaklaşık 6 milyar dolarlık transit ticaret de dahil edildiğinde, İran ile bağlantılı potansiyel ticaret hacminin 11 milyar doları geçtiğini belirtiyor. Türkiye'ye gelen İranlı girişimci sayısının 12 bini aştığını ve Türkiye'den de İran'a yatırım amacıyla giden girişimciler olduğunu aktarıyor.
Hangi sektörler en fazla etkilenebilir?
Yılmaz’a göre, yaptırım riskine en açık sektörlerden biri, Türkiye'nin İran'a yaptığı sanayi ihracatıdır.
İran’a yapılan ihracatta makine ve yedek parçaların payının yüzde 27-30 seviyesinde olduğuna dikkat çeken Yılmaz, İran'ın üretim kapasitesini artırmak için Türkiye’den makine ekipmanları ve motorlu taşıt parçaları temin ettiğini ifade ediyor.
Plastik ve kimyasal ürünlerin yüzde 25-27’lik kısmının ikinci sırada yer aldığına değinen Yılmaz, İran'ın önemli bir petrokimya üreticisi olmasına karşın, ülke içinde yeterince üretemediği bazı yarı mamul ürünleri Türkiye'den tedarik ettiğini belirtiyor. Tarımsal ürünlerin payı ise yüzde 8-10 düzeyinde.
Yılmaz, İran’ın zaman zaman iç piyasalardaki arz açıklarını kapatmak ve fiyatları dengelemek için Türkiye'den bitkisel yağ, tavuk eti ve yumurta gibi ürünler aldığını kaydediyor. Bunun yanı sıra, bazı metal cevherlerinin de İran'daki düşük enerji maliyetlerinden faydalanmak amacıyla bu ülkeye gönderildiğini ifade ediyor.
Türkiye'nin İran'dan yaptığı ithalatta ise doğal gaz öne çıkıyor. Yılmaz, ithalatın yaklaşık yarısının doğal gazdan oluştuğunu, bunun dışında gümüş ve alüminyum gibi metal ürünlerinin yüzde 20-30, tarım ürünlerinin ise yüzde 5-10 pay aldığını belirtmektedir.
Yılmaz’ın verdiği verilere göre Türkiye 2025'te yaklaşık 58,3 milyar metreküp doğal gaz ithal etti. Bunun yaklaşık 8 milyar metreküpü, yani yüzde 13’ü İran'dan sağlandı.
Belirsizlik KOBİ'leri nasıl etkiler?
ABD’nin hangi İran bağlantılı faaliyetlerin sonlandırılması gerektiğini açıklamamış olması Türkiye için ayrı bir risk oluşturuyor.
Yılmaz, İran’la ticaret yapan Türk şirketlerinin çoğunluğunun küçük ve orta ölçekli işletmelerden oluştuğunu; büyük şirketlerin mevcut yaptırımlar nedeniyle İran'la olan ticaretlerini sınırlı bir şekilde yürüttüğünü belirtiyor.
Belirsizliğin devam etmesinin, şu anda İran’la ticaret yapan firmaları olumsuz yönde etkileyeceğini belirten Yılmaz, bunun sonucunda küçük ve orta ölçekli işletmelerde ihracat ve yatırım kaybı, İran sınırına yakın bölgelerde ise ticaret ve turizmde daralmaya bağlı refah kaybının gözlemlenebileceğini ifade ediyor.
Ayrıca Türkiye ile ABD arasındaki ekonomik ilişkilerin büyüklüğüne de dikkat çekiyor.
Son üç yılda iki ülke arasındaki ticaret hacminin ortalama 32 milyar dolar olduğunu, son on yılda ise bu miktarın yaklaşık yüzde 82 artarak 18 milyar dolardan 33 milyar dolara çıktığını vurguluyor.
2025 sonunda Türkiye'nin toplam ihracatının yaklaşık yüzde 6'sının ABD'ye, yüzde 1,14'ünün ise İran'a yapılacağı bilgisini aktaran Yılmaz, ABD ile geliştirilmekte olan ticaret ve yatırım ilişkilerinin, Türk şirketlerinin ikincil yaptırım riskine bakışını belirleyeceğini ifade ediyor:
"Yakın zamandaki anlaşmalar ve gelecekteki ticaret iş birlikleri nedeniyle firmalar yaptırımlardan doğrudan etkilenecek ve karşılıklı yatırımlar durdurulacaktır."
Bankalar İran ticaretinden çekilebilir mi?
Yaptırımların etkisinin ticaretle sınırlı kalmamasında, bankacılık sisteminin kritik bir rolü bulunuyor.
Yılmaz, Türk bankalarının ABD finans sistemine erişimi ve uluslararası bankacılık ilişkilerini riske atmamak adına, İran bağlantılı işlemlerde daha temkinli davranmasının beklendiğini ifade ediyor. Bu durum, doğrudan yaptırım kapsamında olmayan ticari işlemleri de etkileyebilir.
Bankaların daha fazla belge ve inceleme talep edebileceğini belirten Yılmaz, bunun para transferlerinde, akreditif işlemlerinde ve ihracat bedellerinin tahsilinde gecikmelere, dolayısıyla işlem maliyetlerinin artmasına yol açabileceğini belirtiyor.
Bazı bankaların, yaptırım riskinden kaçınmak adına İran bağlantılı işlemlere aracılık yapmalarını belirgin şekilde azaltabileceklerinin de altını çiziyor.
“Bu nedenle yeni yaptırımların etkisi yalnızca doğrudan yasaklanan ürünler ve sektörlerle sınırlı kalmayacaktır.”
Dış ticarette kayıp şimdiden görülüyor mu?
Türkiye-İran ticaretinin savaşla birlikte 2026'da daralmaya başladığını ifade eden Yılmaz, gelişmelerin Türkiye aleyhine bir seyir izlediğini belirtiyor.
Yılmaz’ın açıkladığı Mart verilerine göre Türkiye’nin İran'a ihracatı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 51,2 azaldı, buna karşılık İran'dan yapılan ithalat yüzde 10 artış gösterdi. Dış ticaret hacmi küçülürken Türkiye’nin İran ile olan dış ticaret açığındaki artışın yüzde 200’ün üzerine çıktığını aktarıyor.
İran'la ticaretin yoğun olduğu makine, yedek parça, kimya ve plastik gibi sektörlerde KOBİ’lerin önemli kayıplar yaşadığına vurgu yapıyor.
Yılmaz, yaptırımların Türkiye açısından dış ticaret maliyetlerini artıracağını ve bazı sektörlerde girdi maliyetlerine de yansıma yaratacağını öngörüyor. Yaptırımların daha da sertleşmesi durumunda, bu sektörlerin talep, ödeme ve lojistik kısıtları ile karşılaşabileceğini ifade ediyor.
Buna ek olarak, yaptırımların sertleşmesi halinde Türkiye ekonomisinin dış ticaret, enerji maliyetleri ve bölgesel ekonomik faaliyetler üzerinden olumsuz etkileneceğini belirtiyor. İran'dan yapılan ithalatta doğal gazın yüksek payı nedeniyle, enerji maliyetlerindeki artışın üretim maliyetlerine ve enflasyona yansıma riski olduğu düşünülüyor.
İran'dan doğal gaz ithalatı risk altında mı?
Türkiye açısından doğal gaz, son derece önemli bir konu.
Enerji uzmanı Ali Arif Aktürk, Türkiye'nin geçmişte ABD yaptırımlarından muafiyetler alarak İran'dan doğal gaz ithalatına devam ettiğini hatırlatıyor. 2001'de başlayan gaz akışının hâlâ sürdüğünü belirten Aktürk, önceki dönemde yaptırımların sıkılaştırıldığı zamanlarda da çözüm yolları bulunduğunu ve gaz akışının devam ettiğini söylüyor.
Aktürk, yeni yaptırımların İran gazının Türkiye'ye akışını durduracağı anlamına gelmediğini vurguluyor. Asıl tehlike, olası bir kesintinin kış aylarında arz sorunları yaratabilmesidir. Bu durum yalnızca alınan gaz miktarından değil, aynı zamanda İran gazının Türkiye'nin doğusundan sisteme girmesinden kaynaklanıyor.
Günlük yaklaşık 28,5 milyon metreküp doğal gazın kış aylarında iletim sistemi dengesinin korunması açısından kritik önem taşıdığını belirten Aktürk, "Kış döneminde konut tüketimlerinden dolayı bu miktar, Sivas'tan Malatya, Kahramanmaraş, Gaziantep, Adana, Mersin'e kadar olan bölgenin tüketimi için hayati bir öneme sahiptir." diyor.
İran gazının alternatifi var mı?
Aktürk, Türkiye'nin bahar ve yaz aylarında İran gazına ihtiyaç duymadığını; bu miktarı başka kaynaklardan rahatlıkla karşılayabileceğini, asıl sorunun ise kış aylarında ortaya çıkacağını aktarıyor.
Aktürk’ün verilerine göre, yaklaşık 23,5 milyon konut abonesinin yıllık 20-21 milyar metreküp civarındaki doğal gaz tüketiminin yüzde 65-75’i Kasım-Mart döneminde gerçekleşiyor.
Soğuk günlerde yalnızca konutlardan günlük 110-130 milyon metreküp ek talep gelmektedir. Ayrıca, tüketimin hava sıcaklığına bağlı olarak yıllar içerisinde önemli ölçüde değişebileceğini de vurguluyor.
Türkiye'nin güneyindeki arzı destekleyen Dörtyol yüzer LNG depolama ve gazlaştırma ünitesinin (FSRU) günlük gazlaştırma kapasitesi, İran'dan gelen gazın günlük yaklaşık 28,5 milyon metreküplük giriş kapasitesine oldukça yakın durumda.
Bununla birlikte, Aktürk, kış döneminde LNG tedarikinin düzenli ve kesintisiz sağlanamaması durumunda, Dörtyol FSRU'nun İran'dan gelen gaz miktarını karşılayamayacağına dikkat çekmektedir. Azerbaycan'dan sağlanabilecek ek hacmin de İran'ın sağladığı miktara yetmeyeceğini ifade ediyor.
Bölgesel iletim kısıtlarına da atıfta bulunan Aktürk, "Burada, yer altı depolarının sisteme gaz verme kapasitesinin yanı sıra, bölgedeki teknik kısıtlar nedeniyle soğuk günlerde İran gazındaki kesintileri telafi etmenin çok zor olacağını” belirtiyor.
Yaptırımlar yeni gaz anlaşmasını nasıl etkiler?
Yaptırımlar, Türkiye ve İran arasında uzun vadeli doğal gaz anlaşmasının sona erdiği bir döneme denk gelmektedir. 1996'da imzalanan ve 2001'de gaz akışının başladığı 25 yıllık anlaşmanın süresi 29 Temmuz'da dolmuş durumda.
Aktürk, yeni koşullarda iki ülke arasındaki müzakere zemininin daralmasını beklediğini dile getiriyor. Olası yeni sözleşmede miktar, ödeme koşulları, asgari alım taahhütleri gibi unsurlarda yeni bir zemin oluşacağına inanıyor.
Ama mesele yalnızca yaptırımlarla sınırlı değil. Aktürk, savaş nedeniyle İran'ın Güney Pars sahasındaki üretimin olumsuz etkilendiğini ve doğal gaz üretiminin düştüğünü aktarıyor. İran'daki enerji talebinin kış aylarında daha da arttığını düştüğünü belirtiyor.
Güney Pars'taki üretimdeki azalma nedeniyle İran'ın, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu gazı sağlama kapasitesinin azaldığını vurguluyor.
“Özetle bu kış, gaz tedarikçisi olarak İran ve tüketicisi olarak Türkiye için zor bir dönem başlıyor.”
İran gazının ikamesi ne kadara mal olur?
İran gazının olası bir azalmasının diğer bir sorunu maliyetle ilgilidir. Aktürk, Hürmüz krizi, Katar kaynaklı arz sıkıntıları, LNG tankerlerinde yaşanan sıkışıklık ve artan navlun ve sigorta maliyetlerinin uluslararası doğal gaz fiyatlarını yukarı çektiğini ifade ediyor. Ayrıca, Rus gazına yönelik yaptırımlar ve artan rafineri ürün fiyatlarının da bu duruma katkı sağladığını belirtiyor.
Aktürk, doğal gaz fiyatlarının milyon İngiliz ısı birimi (MMBtu) başına 23-24 dolar, Avrupa'nın referans doğal gaz piyasası Title Transfer Facility'de (TTF) ise fiyatların megavatsaat (MWh) başına 56-70 euro aralığında bulunduğunu bildiriyor.
Mevcut koşullar altında bu kış dünyada hiçbir ülkenin 20 dolar/MMBtu, yani yaklaşık 720 dolar/bin metreküp seviyesinin altında doğal gaz kullanmasının mümkün olmadığını öngörüyor.
Aktürk'ün hesaplamalarına göre, İran gazının başka kaynaklarla ikame edilen her bin metreküpü Türkiye'ye 150-200 dolar ilave maliyet getirecek. Türkiye'de konutlarda doğal gazın sübvanse edildiğini hatırlatan Aktürk, daha yüksek maliyetli gazın cari açık gibi konuların yanı sıra devlet bütçesindeki yükü de artıracağını belirtiyor.