TCMB Başkanı Fatih Karahan: Enerji Şokları Enflasyonu Uzun Süre Etkileyecek!
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, enerji kaynaklarından kaynaklı şokların başlangıçta alınan tedbirlerle kontrol altına alınabileceğini belirtti. Ancak, maliyet baskılarının ücretler ve fiyatlar üzerindeki yansıması sebebiyle sürecin karmaşık bir hale geldiğini vurgulayan Karahan, bu durumun merkez bankaları tarafından dikkatle izlenmesi gereken ikinci tur etkileri yaratabileceğini kaydetti.
Enerji kaynaklı şokların enflasyona olan etkileri üzerinde duruluyor
Karahan, merkez bankalarının ekonomik dalgalanmalara aşina olduğunu ifade etti. Ancak, şu anda yaşanan şokların daha uzun süreli olduğunun altını çizdi.
“Son 20-30 yıl içinde küresel üretim yapısında büyük değişimler meydana geldi. Firmalar bu süreçte kapsamlı tedarik zincirleri oluşturdular. Böylece ülkeler arası ekonomik bağımlılık artış gösterdi. Karahan’a göre, bu bağlantıların doğru bir biçimde analiz edilmesi gerekiyor. Özellikle enerji kaynaklı arz şoklarının enflasyona yansıması titizlikle takip ediliyor.”
İkinci tur etkiler, enflasyonu kalıcı hale getirebilir
Enerji şoklarının ilk aşamada alınan tedbirlerle sınırlanabileceğini belirten Karahan, sonraki adımların daha karmaşık olabileceğine dikkat çekti.
Şokların ücretler ve fiyatlar üzerindeki etkisinin enflasyonun kalıcılaşmasına neden olabileceğini ifade eden Karahan, birçok şokun aynı anda gerçekleşmesinin yönetimi daha da güçleştirebileceğini belirtti. Bu sebeple daha sürdürülebilir politika çözümlerine ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Karahan, özellikle ikinci tur etkilerin dikkatle izlenmesi gerektiğinin altını çizdi.
Şoklar, döviz kuru ve fiyatlara yansıyabilir
Karahan, arz şokları karşısında merkez bankalarının yalnızca ilk fiyat hareketlerine değil, aynı zamanda şokların enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarına yönelik etkilerine de odaklanmaları gerektiğini belirtti.
Eğer enflasyon beklentileri sağlam bir şekilde desteklenmişse, merkez bankalarının ilk tur etkilerine karşı daha esnek olabileceğini söyleyen Karahan, şokların ücretlere, fiyatlama davranışlarına ve döviz kuruna yayılması durumunda etkilerin kontrol altına alınmasının zorlaşabileceğini kaydetti. Bu riskin gelişmekte olan ekonomiler için daha önemli olduğunu vurgulayan Karahan, dış şokların döviz kuru üzerindeki etkisinin, enflasyon beklentilerinin yeterince desteklenmediği ekonomilerde daha belirgin olabileceğine dikkat çekti.
Daha sıkı para politikaları gündemde
Fatih Karahan, Orta Doğu'daki jeopolitik gerginliklerin enerji fiyatları üzerinde artan bir baskı oluşturduğuna dikkat çekti. Bu tür bir arz şokuyla karşılaşıldığında, daha sıkı bir para politikası uygulamanın, enflasyon görünümündeki olumsuz değişikliklerin kalıcılaşma riskini azaltabilecek bir araç olduğunu ifade etti.
Maliye politikalarının da enerji şoklarının fiyatlar üzerindeki ilk etkilerini hafifletmek amacıyla kullanılabileceğini belirten Karahan, para ve maliye politikalarının sürecin birlikte işleyebileceğini dile getirdi.
Karahan'dan altın ve dolar hakkında mesajlar
Fatih Karahan, küresel ekonomik kırılmaların rezerv yönetimindeki tercihleri etkilediğini ifade etti. Altının, emtia, finansal varlık ve rezerv aracı olarak farklı özellikleri olduğunu belirten Karahan, merkez bankalarının son dönemde altına yeniden yöneldiklerini, ancak bunun doların egemen olduğu uluslararası para sisteminin kısa bir süre içinde değişeceği anlamına gelmediğini vurguladı.
Doların küresel rezerv sistemindeki güçlü konumunu koruduğunu belirten Karahan, dolar piyasa likiditesinin ve derinliğinin bu konumun desteklenmesine yardımcı olduğunu söyledi. Ayrıca, jeopolitik riskler, mali durumdaki sıkıntılar ve piyasalara erişimdeki belirsizliklerin rezerv tercihleri üzerinde etkili olduğunu aktaran Karahan, merkez bankalarının altın talebinin yüksek seviyelerini koruduğunu kaydetti.
Geleneksel üçlüye "erişim" unsuru dahil edildi
Karahan, geleneksel rezerv yönetiminin güvenlik, likidite ve getiri olmak üzere üç ana unsura dayandığını ifade etti. Küresel ekonomik düzenin parçalanmasıyla birlikte, bu unsurlara "erişim" kriterinin eklenmesi gerektiğini aktaran Karahan, bu kavramın rezerv yönetimindeki öneminin arttığını belirtti.
Normal koşullarda likit kabul edilen bazı rezerv varlıklarının kriz dönemlerinde aynı şekilde kullanılamayabileceğine dikkat çeken Karahan, bu nedenle rezervlerin yalnızca toplam büyüklüğünün değil, ihtiyaç anında ne kadarının fiilen kullanılabileceğinin de önemli olduğunu vurguladı.
Fiyat artışı likidite sağlamaz
Karahan, altının uzun zamandır Türkiye'nin finansal sisteminde önemi büyük olan bir varlık olduğunu ve hane halkları için önemli bir tasarruf aracı olarak öne çıktığını ifade etti. Ayrıca finansal sistem dışında, fiziksel olarak tutulan önemli miktarda altın bulunduğunu da söyledi.
Bankalardaki altın mevduatlarının da finansal sistem içinde önemli bir rol oynadığını belirten Karahan, TCMB'nin rezerv yükümlülükleri, swap işlemleri ve diğer uygulamalarla altın piyasasındaki dengeyi sağlama amaçlı çabalarını sürdürdüğünü açıkladı. Altın fiyatlarındaki artışın rezervlerin değerini artırabileceğini ve toplam rezervler içerisindeki altın payını yükseltebileceğini ifade eden Karahan, bunun kullanılabilir likiditenin aynı oranda artması anlamına gelmediğini vurguladı.
Karahan, rezerv yönetiminde esasen önemli olanın, varlıkların stres dönemlerinde operasyonel olarak kullanılabilir durumda tutulması olduğunu belirterek, “Elimizde ne kadar bulunuyor sorusundan ziyade, elimizdekinin ne kadarını kullanabiliriz sorusu çok daha kritik,” değerlendirmesinde bulundu.
Karahan'dan küresel ekonomi ile ilgili mesajlar
Merkez Bankası Başkanı Karahan, küresel ekonomik entegrasyonun uzun süredir verimliliği artırdığını ve dezenflasyonist etkiler yarattığını belirtti. Ancak, ekonomik ilişkilerin giderek jeopolitik rekabet çerçevesinde şekillenmesi nedeniyle, daha önceki dönemlerin koşullarının sürdürülebilir olduğunun varsayılamayacağını ifade etti.
Rezerv yönetiminde güvenliğin ve likiditenin yanı sıra erişim imkanının da artan bir önemi olduğunu söyleyen Karahan, çeşitlendirme, stres testleri ve operasyonel hazırlığın öneminin arttığını vurguladı.