Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi, 25 Ağustos'ta Şam’daki Halk Sarayı’nda gerçekleştirdiği basın toplantısında, Suriye'deki yaklaşık 11 yıllık bir dönemin sona erdiğini açıkladı.
Abdi, SDG'nin artık "bağımsız bir askeri güç" olarak misyonunu tamamladığını belirterek, feshedildiğini duyurdu. Suriye devlet ajansı SANA'nın aktardığına göre Abdi, yeni dönemi "barış, istikrar ve yeni Suriye'nin inşası" olarak tanımladı.
2015'te kurulan ve ABD'nin IŞİD'e karşı yürüttüğü savaşta temel yerel ortak olan SDG, uzun yıllar boyunca Suriye'nin kuzeydoğusunda geniş bir alanı kontrol etmiş ve burada yalnızca askeri değil, aynı zamanda Kürtlerin Rojava olarak adlandırdığı alanda sivil ve idari yapıların bulunduğu özel bir yönetim oluşturmuştu.
Bu yapı, Türkiye’nin sınırının hemen ötesinde uzun yıllar boyunca tehdit algısı oluşturmuş ve ABD ile ilişkilerdeki önemli çatışma noktalarından birini teşkil etmişti.
Şam'ın kazançları: Tek ordu, tek devlet
SDG’nin lağvedilmesi, Kürtler ile Şam yönetimi arasında askeri ve güvenlik alanlarında bir uzlaşı sağlandığını göstermekte. Şimdi gözler, bu entegrasyon sürecinin sonraki aşamalarına ve uygulama süreçlerine çevrildi.
2011’den bu yana parçalanan ülkede, devlet otoritesini yeniden tesis etmeye çalışan Şam için, SDG'nin bağımsız askeri yapısının sona ermesi önemli bir dönüm noktasını oluşturuyor.
DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in derlediği bilgilere göre, SANA Ajansı 27 Ağustos’ta yayımladığı chronolojide, son 17 aylık dönemi "siyasi anlaşmadan icraata" uzanan bir entegrasyon süreci olarak tanımladı.
Buna göre, sınır kapıları, petrol ve doğalgaz alanları, havaalanları ve diğer sivil yapıların Suriye devletine devrinin anlaşmanın önemli unsurları arasında yer aldığı ifade ediliyor.
Kuzeydoğu Suriye'de yıllar içerisinde şekillenen paralel devlet yapısının da aşamalı bir şekilde ortadan kaldırılması, Şam'ın hedeflerinden biriydi.
Rudaw'a yaptığı açıklamada, Şam'ın entegrasyon sürecini yöneten ekipte bulunan Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali, 27 Ağustos itibarıyla 20 binden fazla sivil çalışanın devlet sistemine dahil edildiğini belirtti. Ayrıca, yaklaşık 4 bin eski SDG üyesinin son üç aydır Suriye Savunma Bakanlığı'nın maaşlarını aldığını aktardı.
Entegrasyonun yalnızca askeri alanda değil, sağlık, eğitim, güvenlik, petrol, sınır kapıları ve kamu hizmetleri gibi yıllardır özerk yönetim altında yürütülen pek çok işlev açısından da sağlanması hedefleniyor.
Kürtlerin elde ettikleri ve beklentileri
Şam için en önemli kazanç, Suriye'nin toprak bütünlüğünü sağlamak ve devletin silahlı gücü üzerindeki kontrolünü güçlendirmek olurken, Kürtler açısından durum karmaşık bir hal alıyor.
Suriye'deki geçici yönetim, Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın Ocak ayında yayımladığı 13 sayılı kararname ile Kürtleri Suriye halkının "ayrılmaz ve asli" bir parçası olarak tanırken, Kürtlerin kültürel ve dilsel kimliğinin Suriye’nin çok kültürlü ulusal kimliğinin bir parçası olduğunu vurgulamıştı. Bu durum, Beşar Esad dönemine kıyasla, Kürtlerin varlığının tanınması açısından önemli bir kazanım olarak değerlendiriliyor.
Bu bağlamda, Suriye Eğitim ve Öğretim Bakanlığı tarafından yapılan yeni düzenleme ile, Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerdeki devlet ve özel okulların müfredatına Kürtçe "ulusal dil" olarak dahil edildi.
Kürtçe eğitimi, Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgelerdeki devlet ve özel okullarda tüm eğitim kademelerinde haftada üç saat şeklinde uygulanacak ve Kürtçe notu, öğrencinin genel başarı puanına eklenecek.
Ancak Suriye Eğitim ve Öğretim Bakanlığı'nın kararı, yalnızca ilk yıl için geçerli olacak. İlk öğretim yılında öğrencilere sosyal bilgiler, tarih, coğrafya ve felsefe derslerini Arapça veya Kürtçe alma seçeneği sunulacak, bu fırsat sadece bir yıl süreyle tanınacak.
Bunun yanı sıra, Kürtlerin beklentileri yalnızca bu düzenlemelerle sınırlı değil. Suriye'deki Kürt siyasi hareketi, uzun süredir daha kapsamlı bir siyasi ve idari statü elde etme talebinde bulunuyor. Kürtler, haklarının idari uygulamalar veya Cumhurbaşkanlığı kararlarıyla değil, Suriye anayasasıyla güvence altına alınmasını istiyor.
Merak edilen bir diğer konu ise SDG'nin bir siyasi parti olarak örgütlenip örgütlenemeyeceğidir. Suriye’de halen yürürlükte olan bir siyasi partiler yasası bulunmuyor ve eski partiler de feshedilmiş durumda.
Dört tugay yapısı nasıl işleyecek?
Suriye'deki en tartışmalı meselelerden biri, binlerce SDG askerinin nasıl entegre edileceği konusuydu.
SDG üyelerinin bireysel olarak mı yoksa kendi komutanlarıyla bir araya gelerek tugaylar halinde mi merkezi orduda yer alacağı sorusu, müzakerelerde en çok üzerinde durulan konu oldu. Nihayetinde, SDG'nin tugaylar halinde katılmasına karar verildi.
Bu tugaylar Haseke, Kamışlı, Derik ve Kobani gibi bölgelerde oluşturuldu.
Foreign Policy'nin 4 Ağustos'ta eski Halk Savunma Birlikleri (YPG) komutanı Sipan Hamo'ya dayandırdığı habere göre bu tugayların ilk üçü 60'ıncı Tümen, Kobani tugayı ise Halep hattındaki 72'nci Tümen bünyesinde kuruldu.
SDG askerlerinin sayısı ile ilgili ise farklı açıklamalara dayanarak bazı rakamlar mevcut. Kobani Tugayı Komutanı Mahmoud Berwedan, ağustos ortasında 10-12 bin savaşçının orduya katıldığını, yani SDG'nin yaklaşık 35 bin savaşçısından 12 bininin entegre olduğunu bildirdi.
Her ne kadar SDG savaşçıları şu anda Suriye ordusuna dahil edilmiş gibi görünse de, tek ordu yapısının yerleşmesinin zaman alacağı öngörülüyor. Özellikle emir komuta zincirinin nasıl işleyeceği, yani tugay olarak katılan SDG askerlerinin doğrudan Şam’a mı bağlı olacağı yoksa yerel komutanlıklardan mı emir alacağı gibi sorular gündeme geliyor.
YPJ'nin konumu ve entegrasyondaki belirsizlikler
Entegrasyonun büyük ölçüde tamamlandığı bildirilse de uzmanlar, süreçlerin dikkatlice izlenmesine ihtiyacın sürdüğünü ve bazı belirsizliklerin henüz devam ettiğini vurguluyor.
Bunlardan ilki, Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) ile ilgilidir.
SDG'nin önemli bileşenlerinden biri olarak YPJ'nin yeni Suriye güvenlik yapılanmasında nasıl yer alacağı, uzun süre tartışmaların odağı oldu.
Şam yönetimi, merkezi orduda kadın askerlere yer olmadığını belirterek YPJ'nin orduya entegrasyonunu olumlu karşılamadı. Burada dikkate alınan önemli konulardan biri, sadece kadın savaşçıların orduda yer alıp almayacağı değil, aynı zamanda YPJ'nin uzun yıllardır sahip olduğu ayrı örgütlenme ve komuta yapısının ne ölçüde korunabileceğidir.
Son ulaşan anlaşmaya göre, YPJ'nin İçişleri Bakanlığına bağlı ayrı bir birim olarak kalması ve Suriye'nin kuzeyinde daha önce kontrol ettiği bölgelerde konuşlandırılması bekleniyor.
Şam, ülke genelinde tek bir güvenlik yapısı tesis etmek isterken, Kürt tarafı, özellikle Kürt bölgelerinde yerel güvenlik unsurlarının tamamen ortadan kaldırılmasına pek sıcak bakmıyor.
Suriye’nin önünde çözülmesi gereken başka sorunlar da mevcut. Bunlar arasında yerlerinden edilen Kürtlerin geri dönüşü, özellikle Afrin ve diğer bölgelerdeki mülkiyet sorunları, yerel yönetimlerin yetkileri ve eski SDG kadrolarının devlet içindeki konumu öne çıkıyor.
Diğer yandan, SDG'nin lideri Mazlum Abdi, geçici Cumhurbaşkanı Şara'nın danışmanı olarak atanmıştır.
Suriye resmi haber ajansı SANA'nın haberine göre, dünkü atama "Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, 2026'nın 164 sayılı kararnameyle Mustafa Halil Abdi'yi (Mazlum Abdi) Cumhurbaşkanlığı nezdinde danışman olarak atamıştır" ifadeleriyle bildirildi. Abdi'nin azınlıklardan sorumlu olacağına dair bilgilerin bulunduğu belirtiliyor.
ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 25 Ağustos'taki açıklamasında, Mazlum Abdi ile Kürt siyaseti önde gelen isimlerinden İlham Ahmed’e Suriye yönetiminde "anlamlı roller" verilmesini olumlu gelişmeler arasında değerlendirmişti.
İlham Ahmed'in de Şara'nın kontenjanından Suriye Meclisi'ne girmesi bekleniyor.
Türkiye açısından durum
SDG’nin feshi, Türkiye’nin güvenlik endişelerini önemli ölçüde azaltırken, tüm sorunları otomatik olarak çözmüyor.
Ankara, SDG'nin temelini oluşturan YPG'yi PKK ile ilişkilendirdiği için, Suriye’nin kuzeyinde bağımsız bir Kürt askeri yapısına karşı çıkmaktadır.
Bu nedenle, SDG'nin Suriye devletine entegrasyonu, Ankara'nın uzun zamandır talep ettiği ve Şam yönetimiyle birlikte üzerinde çalıştığı bir hedefti.
Şu anda Ankara için kritik konulardan biri, bu sürecin uygulamaya yönelik olup olmayacağıdır. SDG'nin teorik olarak feshedilmesinin ardından, fiili anlamda sahada var olup olmayacağı yakından takip edilecektir.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Abdi'nin açıklamasının olumlu olduğunu dile getirerek, "Şam'da yapılan açıklama metni itibarıyla olumlu, eğer pratikte de böyleyse bu daha da olumludur" şeklinde yorumladı.
Bu noktaya nasıl gelindi?
Uzmanlar, SDG’nin feshedilmesinin, aylardır süregelen askeri, idari, ekonomik ve siyasi entegrasyon sürecinin son aşaması olduğunu dile getiriyor.
SDG ile Şam arasındaki entegrasyon müzakereleri 2025’te başlamış ancak taraflar, özellikle askeri yapıların nasıl birleştirileceği konusunda uzun süre anlaşamamıştı. SDG, birliklerini blok halinde korumak istiyordu, ancak Şam ve Ankara bağımsız bir askeri komuta zincirinin devam etmesini kabul etmiyorlardı.
Mart 2025’te taraflar, SDG'nin devlet kurumlarına entegrasyonunu öngören bir ön anlaşmaya vardı ve kuzeydoğudaki sivil ve askeri kurumların devlete dahil edilmesi kararlaştırıldı.
Anlaşma; sınır kapıları, havalimanları, petrol ve doğalgaz alanlarının merkezi yönetime geçmesini de kapsıyordu. Uygulama için 31 Aralık 2025 tarihi belirlendi; ancak sürenin sona ermesi ile hükümler, Kürtler tarafından hayata geçirilmeyince Şam operasyonlarına başladı.
2026’nın başlarında Suriye hükümet güçlerinin SDG’ye karşı düzenlediği operasyon sonucunda, örgüt kontrolündeki geniş bir alanı kaybetti. Şam’ın operasyonları, SDG’nin Rakka ve Deyrizor gibi stratejik yerlerden çekilmesine ve petrol sahaları, sınır kapılarıyla IŞİD tutuklularının bulunduğu alanların merkezi yönetime devredilmesine yol açtı.
29 Ocak 2026'da ateşkes ve kademeli entegrasyon anlaşması imzalandı.
Bu anlaşma, askeri-güvenlik personelinin Savunma ve İçişleri Bakanlıklarına alınması, sınır kapıları, petrol ve doğalgaz alanları, hapishaneler ve sivil yapıların devlete geçmesini öngörüyordu.