13 Eylül 2026 Pazar

Okullarda Kontrol Artıyor! Uzmanlar Yeni Giriş Sistemini Değerlendirdi

Yeni eğitim öğretim yılı 14 Eylül tarihinde başlayacak. Fakat bu yıl okullarda pek çok yenilik gözlemlenecek. Bu durum, geçtiğimiz dönem yaşanan üzücü olayların ardından “okulda şiddet” konusunun gündeme gelmesinden kaynaklanıyor...

Şanlıurfa, Kahramanmaraş ve Gaziantep gibi illerde yaşanan olaylardan sonra, geçen beş süreç içerisinde İçişleri Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından iki genelge yayımlandı. Ayrıca Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği'nde de güncellemeler yapıldı.

Oksijen’den Baran Can Sayın'ın hazırladığı habere göre, uzmanlar eğitim ortamlarında uygulanacak güvenlik önlemlerinin eğitimsel ve pedagojik bir çerçeve içerisinde planlanması gerektiğini vurguluyor.

Bu düzenlemeler, okulun kapısından bahçesine, öğrenci dolabından velilerin ziyaret haklarına kadar eğitim yaşamının tüm yönlerini kapsamlı bir şekilde yeniden yapılandıracak. Yeni dönemde okullarda karşılaşılacak önemli değişiklikler arasında şunlar yer alıyor:

Artık okullarda öğrenci davranışlarıyla ilgili değerlendirme kurulu kararıyla arama yapma yetkisi bulunacak. Bu kurul, ilkokul ve ortaokulda ihbar ya da şikayet söz konusu olduğunda ya da “gerekli görülen durumlar” oluştuğunda arama kararı alma yetkisine sahip olacak.

Belirtilen yetki, okul, pansiyon ve diğer alanlar dahil olmak üzere sıra, masa, dolap ve “gerekli görülen diğer yerler” için geçerlidir. Aramalar, müdür yardımcıları, kurul üyeleri ve görevliler tarafından gerçekleştirilecek. Her aramanın "öğrencinin kişilik ve onuruna zarar vermeden" yapılması gerektiği şartı bulunmaktadır.

Her arama için iki kopya tutanak düzenlenecek. Tutanakta aramanın sebebi, hangi yerin arandığı ve elde edilen bulgular kaydedilecektir. Müdür onayı alan bu belgeler, okul arşivinde saklanacaktır.

Ayrıca, her okul için risk analizi yapılacaktır. Emniyet müdür yardımcısı veya jandarma komutan yardımcısının liderliğinde, asayiş, siber suç, çocuk şube, istihbarat, narkotik ve trafik birimlerinin temsilcilerinden oluşan komisyonlar kurulacaktır.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, risk analizleri için hane gelir seviyeleri, sosyal yardım ve göç yoğunluğu gibi verileri temin edecektir.

“Yüksek riskli” olarak değerlendirilen okullara sabit “okul kolluk görevlisi”, diğer okul türlerine ise sürekli olarak orada bulunmayan “güvenli eğitim koordinasyon görevlisi” atanacaktır.

Okul girişleri tek bir kapıdan yapılacak ve ziyaretçi kayıtları tutulacaktır. Özel araçların okul bahçesine girmesine izin verilmeyecek, servis alanları ise güvenlik nezareti altında belirlenmiş olacaktır.

Okul çevresindeki kullanılmayan binalar, İmar Kanunu'nun 39. maddesine dayanarak valilikler tarafından yıkılacaktır.

(Oksijen’in notu: Bu madde doğrultusunda, valilikler genel güvenlik ve asayişi tehdit eden metruk yapıları tespit ettiklerinde, yapı sahibine üç gün içerisinde yıkım talimatı verecektir. Eğer kişiye ulaşılamazsa bu tebligat, internet üzerinde 30 gün yayınlanır. Tebligat kağıdı ise yapı üzerine asılacaktır. Bu süre sona erdiğinde bina hâlâ ayaktaysa, valilik yıkım için gerekli işlemleri başlatabilir ve yıkım masraflarını yüzde 20 fazlasıyla yapı sahibinden talep edebilir).

Çevre parklar ile okul güzergâhına aydınlatma ve güvenlik kameraları yerleştirilecektir. Kolluk kuvvetleri, terkedilmiş yapılar, park, internet kafeler ve oyun salonları gibi alanlardaki devriyelerini artıracaktır.

Rehber öğretmenler, öğrencilerdeki şiddet eğilimlerini, tehdit dilini ve saldırgan davranışları hem fiziksel hem de dijital düzeyde izleyerek erken müdahale mekanizmalarını devreye sokacaktır.

Veliler, sadece okulun internet sitesi üzerinden randevu almaları şartıyla okula girebilecektir. Randevusuz ziyaretlere izin verilmeyecek ve veli ya da yasal vasi olmayan bireylerin okula girişi yasaklanacaktır.

Yıldız Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden Doç. Dr. Emre Er, yeni uygulamaları şöyle değerlendiriyor:

“Okullarda yaşanan şiddet konusunda fiziksel güvenliği sağlamak ile güvenlikçi bir okul anlayışı arasında net bir ayrım yapmak gerekiyor. Okulların fiziksel güvenliği, giriş ve çıkışların kontrolü, riskli alanların belirlenmesi, gerektiğinde kolluk desteği sağlanması ve öğrencilerin tehlikeli nesnelere erişiminin önlenmesi elbette önemli. Ancak okulda yaşanan şiddetin sadece polis müdahaleleriyle çözülebileceğini düşünmek yanlıştır. Okul, bir karakol ya da adliye değil, bir eğitim kurumudur.

Bu nedenden ötürü güvenlik politikalarının eğitimsel ve pedagojik bir çerçeve içerisinde tasarlanması gerekmektedir. Güvenlik görevlileri ve fiziksel güvenlik önlemleri kritik öneme sahip. Ancak şiddet olaylarının öncesinde müdahale mekanizmaları oluşturmak, şiddetin baş göstermesi öncesinde gerekli önlemleri almak da aynı derecede önemlidir. Türkiye’de asıl geliştirilmesi gereken, izleme ve erken müdahale mekanizmasıdır. Okuldaki güvenliği sağlamak ve yürütmenin kontrollü işleyişini sağlamak adına okula girişlerin düzenlenmesine ihtiyacımız var.

Ancak bu uygulamalar veli ile okul arasındaki iletişimi gereksiz yere karmaşık hale getirmemeli.

Okullarda şiddeti önlemenin birçok farklı katmanı bulunuyor. Fiziksel güvenlik bunlardan yalnızca bir tanesi. Erken uyarı sistemi ve tehdit değerlendirmeleri de gerçekleştirilmelidir. Güçlü psikolojik destek ve danışmanlık hizmetleri ikinci bir katman olarak değerlendirilebilir. Okul iklimi ve öğrencinin okula olan aidiyeti de önemli bir unsurdur. Bu ögelerin hepsi birbiriyle uyumlu bir şekilde çalışmalıdır.”

Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden Prof. Dr. Necati Cemaloğlu ise şu görüşlere sahip:

“Kontrollü girişler, ziyaretçi kayıtları, güvenli çevre düzenlemeleri ve acil durum planları, eğitim hayatının temel ihtiyaçları arasında yer almakta. Fakat bu önlemler sosyal ve psikolojik tedbirlerin yerini almamalıdır. Okul saldırılarını önlemenin tek bir çözümü yoktur. En etkili yaklaşım, fiziksel güvenliği sosyal ve psikolojik destek ile birleştiren metottur. Pedagojik açıdan en önemli risk ise öğretmenin rolleriyle ilgili ortaya çıkıyor.

Eğer öğretmen, yardım istenebilecek bir yetişkin olarak değil de, denetim ve arama yetkisine sahip bir otorite figürü olarak algılanırsa, öğrenciler yaşadıkları sorunlarını paylaşmaktan çekinebilir. Bu, okulda güvenin ve aidiyet duygusunun zayıflamasına yol açabilirken, eğitimci ile güvenlik görevlisi arasında bir rol çatışması yaratabilir. Ayrıca düzenlemenin temel sorunu, ‘gerekli görülen haller’ ve ‘gerekli görülen diğer yerler’ ifadelerindeki belirsizliktir.

Metin, öğrencinin aramasına açıkça yetki vermemektedir. ‘Diğer yerler’ ifadesi sınırlandırılamaz biçimde algılanmamalıdır. Ayrıca, ‘öğrencinin kişilik ve onurunu rencide etmeme’ ilkesi de tek başına yeterli değildir. İdare, okul mekanlarını kontrol edebilir; ancak bir öğrencinin bedeni ya da kişisel eşyaları söz konusu olduğunda, anayasal korumalar devreye girecektir. Kurul asla genel bir arama komitesine dönüşmemelidir. Arama, ancak son çare olarak başvurulması gereken bir yöntem olmalıdır.”

Eğitim araştırmacısı Aydın Kaan Şenel, yeni uygulamayı ise şu sözlerle değerlendirmektedir:

“Okullarda yaşanan silahlı saldırılar, kamuoyunda yarattığı korku ve kaygı ortamı, çoğu zaman yeterli bilimsel verilere dayanmayan, kısa vadeli ve tepki niteliğinde çözümlerin öne çıkmasına sebep oluyor.

Türkiye’de okullardaki güvenlik uygulamalarına baktığımızda, literatürde ‘sıkılaştırma önlemleri’ olarak adlandırılan ve fiziksel denetim ile kontrolü artırmayı hedefleyen yöntemlerle karşılaşıyoruz. Ancak bu tür önlemler, şiddetin kaynağına değil, patlak vermesine odaklanarak etkinlik açısından oldukça sınırlıdır.

Üstelik yapılan araştırmalar, aşırı fiziksel güvenlik önlemlerinin okulu adeta bir ‘hapishane’ gibi hissettirdiğini, bunun da öğrencilerde güvenlik hissini arttırmak yerine kaygı, korku ve yabancılaşmayı artırdığını göstermektedir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde okullarda, Türkçeye "okul kaynak memurları" olarak çevrilebileceğimiz, silah taşıma, gözaltı ve arama yetkisine sahip güvenlik görevlileri bulunmaktadır.

Bu kişilerle ilgili yapılan, 3.443 okulu kapsayan bir araştırma, memurlarla çalışan okullarda silah tespit oranlarının arttığını ve tehdit, kavga olaylarında belirli bir azalma yaşandığını ortaya koymaktadır.

Ancak, silahlı saldırılar henüz önlenebilmiş değil. Özellikle uzaklaştırma, okuldan atma, polise sevk ve öğrencilerin gözaltına alınma oranlarının da arttığı gözlemlenmiştir.