Al Jazeera'nın değerlendirmesine göre, Amerika Birleşik Devletleri'nin benimsemiş olduğu yeni strateji, yalnızca askeri bir yanıt verme yaklaşımının ötesinde bir etki taşıyor. Bu strateji, petrol ve sıvı doğal gaz (LNG) taşımacılığı ile denizcilik ve sigorta maliyetlerini doğrudan etkileyerek, enerji fiyatları üzerinden küresel ekonomiyi zorlama potansiyeli barındırıyor.
Washington'un yeni çatışma dinamikleri
ABD Başkanı Donald Trump'ın yönetimi altında uygulanan "tankerine tanker" prensibi, karşılıklı olarak yanıt verme ilkesine dayanıyor.
Bu bağlamda, İran’ın Hürmüz Boğazı’nda herhangi bir ticari tankere saldırması ya da geminin geçişine mani olması durumunda, Washington’un İran hükümetiyle ilişkili olan ya da İran’ın petrol ihraç ağında yer alan bir tankeri vurması bekleniyor.
Söz konusu yaklaşım, ABD’nin geçmişte uygulamış olduğu ticari gemilere yönelik koruma ve eskort hizmetlerinden önemli bir ayrışma sergiliyor. Böylelikle Washington, sadece saldırıları önlemekle kalmayıp, İran’ın petrol ticareti üzerinden doğrudan ekonomik zararlar yaşamasını sağlamayı da hedefliyor.
İran'ın petrol ihracatı tehdit altına giriyor
Yeni stratejinin en çarpıcı boyutu, çatışmanın doğrudan İran’ın petrol ihracatına yansımasıdır.
Amerika'daki medyada yer alan haberlere göre, eylül ayının başlarında gerçekleştirilen saldırılar, bu politikanın toplumda görünür kılınan ilk uygulamalarından biri oldu. ABD insansız hava araçlarının, İran kıyıları açıklarında iki İran tankerini hedef alarak gemilerin makine odalarına saldırdığı iddia edildi.
Saldırıların, İran Devrim Muhafızları ile bağlantılı yaklaşık 100 hedefe yönelik daha geniş kapsamlı bir operasyonun parçası olduğu belirtiliyor. Operasyonda hava savunma sistemleri, radarlar, mayın döşeme yetenekleri, iletişim merkezleri, gemisavar füzeleri ve saldırı amaçlı insansız hava araçları da hedef alındı.
Hürmüz Boğazı'nın stratejik önemi
ABD'nin hamlesinin küresel ekonomi için en önemli boyutunu Hürmüz Boğazı oluşturuyor.
Dünya enerji ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olan bu boğazdan, özellikle Asya pazarlarına büyük miktarlarda petrol ve sıvı doğal gaz taşınmakta. Bu nedenle, bölgede yaşanacak herhangi bir uzun süreli problem, kısa süre içinde küresel enerji arzında ciddi bir çöküşe yol açabilir.
ABD Enerji Bilgi İdaresi verilerine göre, 2025’in son çeyreğinde Hürmüz Boğazı’ndan günde ortalama yaklaşık 21,6 milyon varil petrol ve petrol ürünü geçiyordu. Ancak, güvenlik sorunlarının etkisiyle bu miktarın 2026’nın ikinci çeyreğinde yaklaşık 4,9 milyon varile kadar düştüğü ifade ediliyor.
Bu durum, boğazdaki güvenlik meselelerinin, enerji akışlarına olan etkisini açık bir şekilde ortaya koyuyor.
LNG piyasası da tehdit altında
Riskler yalnızca petrol piyasasıyla sınırlı kalmıyor.
Dünya sıvı doğal gaz ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin Hürmüz Boğazı üzerinden yürütüldüğü ve bu akışın büyük bir kısmının Katar’dan Asya ülkelerine gittiği belirtiliyor.
Boğazdaki ulaşımın ciddi şekilde kesintiye uğraması durumunda, Asya'da doğal gaz fiyatlarının yanı sıra elektrik ve sanayi maliyetlerinin de artması bekleniyor.
Ayrıca, piyasaların fiyatlama davranışları için somut bir arz açığının meydana gelmesi bile gerekmiyor. Tedarik zincirindeki aksamalar endişesi, ithalatçı ülkeleri önceden stok yapmaya zorlayabilir. Bu durum, arz gerçekten azalmadan fiyatların yükselmesine neden olabilir.
“Tankerine tanker” politikası gerilimi artırıyor
ABD’nin stratejisi, caydırıcılık sağlarken önemli bir risk de karşılıklı tanker saldırılarının başlaması.
Washington’un hesabı, İran’ın ticari gemilere yönelik saldırılarının kendisi için düşük maliyetli, ancak küresel ticaret açısından yüksek maliyetli olduğunu öngörüyor. ABD yönetimi, İran’ın deniz saldırılarını sürdürmesi halinde, kendi petrol tankerlerinin ve ihracatının sürekli hedef alınmasına daha fazla katlanamayacağını düşünmekte.
Ancak Tahran’ın bu duruma nasıl bir yanıt vereceği belirsizliğini koruyor.
İran, doğrudan petrol tankerlerini hedef almak yerine, mayınlar, sürat tekneleri, insansız hava araçları ve kıyıdan fırlatılan füzeler gibi farklı taktikler kullanabilir. Böyle bir senaryo, çatışmanın daha geniş bir alana yayılmasına ve kontrol edilmesi zor bir misilleme döngüsünün meydana gelmesine neden olabilir.
Petrol fiyatlarındaki artış beklentisi
Hürmüz’deki gerilimlerin yükselmesi, hali hazırda petrol piyasasında fiyatlandırma davranışlarını etkilemeye başlamış durumda.
Eylül ayının başındaki işlemlerde Brent petrolün varil fiyatı yaklaşık 95 dolar civarında izlenirken, bazı haber kaynaklarında fiyatın kısa bir süreliğine 97 doların üzerine çıktığı bildirildi. WTI vadeli kontratlarının da 90 dolar seviyesini aştığı ifade ediliyor.
Petrol fiyatlarındaki artış, piyasaların yalnızca mevcut arzı değil, gelecekte olabilecek daha büyük olası kesintileri de hesaba kattığını gösteriyor.
Enflasyon riski yeniden gündemde
Enerji fiyatlarının yükselmesi durumunda etkiler, yalnızca petrol şirketleriyle sınırlı kalmayacak.
Daha pahalı petrol; akaryakıt, deniz taşımacılığı, hava taşımacılığı, üretim ve lojistik maliyetlerini artırabilir. Ayrıca, LNG fiyatlarındaki artış, özellikle enerji ithalatına bağımlı olan ülkelerde elektrik ve sanayi maliyetleri üzerinde baskı oluşturabilir.
Bu nedenle Hürmüz Boğazı’ndaki askeri gerginlik, zamanla küresel enflasyon üzerinde de yeni bir baskı oluşturma potansiyeline sahip.
ABD’nin planının başarısı ne kadar mümkün?
Washington’un “tankerine tanker” stratejisinin en temel amacı, İran’ın deniz ticaretine olan baskılarını kırmak ve Hürmüz Boğazı’nın bir müzakere veya şantaj aracına dönüşmesini engellemektir.
Ancak bu stratejinin ne ölçüde caydırıcılık sağlayacağı henüz kesinlik kazanmamıştır.
Bu politikanın başarılı olması durumunda ticari gemilerin güvenliklerinin artması ve enerji akışlarının normale dönebilmesi mümkün olabilir. Ancak bu gerçekleşmezse, tankerlerin karşılıklı hedef haline geldiği, sigorta ve taşımacılık maliyetlerinin yükseldiği ve petrol ile LNG fiyatlarının daha da artış gösterdiği yeni bir kriz ortaya çıkabilir.
Dolayısıyla Hürmüz Boğazı'ndaki gerginlik, artık sadece ABD ile İran arasındaki askeri bir konu olmanın ötesine geçti. Atılan her yeni adım, petrol fiyatlarından LNG piyasasına, deniz taşımacılığından küresel enflasyona kadar geniş bir ekonomik alanı doğrudan etkileyebilecek potansiyele sahiptir.