Altınmarka Grubu'nun kurucusu Birol Altınkılıç, önceden Kahve Dünyası ile birlikte dünya çapında önemli tesislere sahip olan bir şahsiyet, geçtiğimiz gün bir kalp krizi sebebiyle hayatını kaybetti. Fransa'nın Monte Carlo kentinde ailesiyle 66. doğum gününü kutladıktan sadece bir gün sonra yaşamını yitiren Altınkılıç, tüm sevenleri ile iş dünyasında derin bir üzüntü yarattı. Küçüklüğünden itibaren Eminönü Tahtakale'de çalışmaya başlayan Birol Altınkılıç, kakao, çikolata ve kahve alanlarında uzmanlaşarak bu sektörde önemli bir dış ticaret oyuncusu haline geldi. 1992 yılında Alev Altınkılıç ile birlikte kurduğu Altınmarka şirketi, yıllar içinde Türkiye'nin en önemli kakao, çikolata ve kahve üreticilerinden biri haline dönüştü.
Altınmarka Grubu, kakao ve çikolata üretimi, tüketim ürünleri ve perakende gibi üç ana alanda faaliyet göstermektedir. İstanbul dışında 180 bin m² alana yayılmış tesislerinde, yılda toplam 250 bin ton üretim kapasitesine sahip olan enseyan Altınmarka, ayrıca dünyanın 6. büyük endüstriyel kakao üreticisi ve 2. büyük endüstriyel çikolata üreticisi olarak dikkat çekmektedir. Türkiye’nin en büyük 100 sanayi kuruluşu arasında yer alan Altınmarka Gıda, aynı zamanda dünyanın ikinci en büyük endüstriyel çikolata üretim tesisine ev sahipliği yapmaktadır.
2009 yılında kurduğu Detay Gıda ile modern ve yüksek kapasiteli çikolata yatırımlarını hayata geçiren Altınmarka Grubu, bu alanda hem markalı ihracat yapıyor hem de birçok şirkete tedarik sağlıyor. Birol Altınkılıç’ın başkanlığını üstlendiği grup, 8 şirket, 9 fabrika ve 200’den fazla Kahve Dünyası mağazası ile büyük bir yapı oluşturdu. Cumhuriyet’in kuruluşu ile yaşıt olan, 2023 itibarıyla 100’üncü yılını geride bırakan Baylan’ı 2009 yılında bünyesine katan grup, son zamanlarda süt ve süt ürünleri sektöründe ve İstanbul'da önemli gayrimenkul yatırımları gerçekleştirdi.
İşini Aşkla Yapan Bir Baba...
Gazetemiz tarafından yayımlanan İz Bırakan Babalar kitabında, Birol Altınkılıç'ın çocukları, Dilara Altınkılıç Kutmangil ve Kaan Altınkılıç, babalarını kendi bakış açılarıyla okuyuculara tanıttılar. Bu kitabın birkaç yıl önce yayımlanan yazılarında şu başlıklar ön plana çıktı:
Babamız, çalışanlarıyla arasında asla bir mesafe koymaz. Emeğe ve yeni fikirlere her koşulda değer verir. Çalışanlarıyla iş dışında da vakit geçirir. Örneğin, ofiste kim varsa sabah kahvaltısını birlikte yapar. Gece geç saatlere kadar çalışan ekip arkadaşlarının yanına katılır; akşam yemeğini beraber yer. Her zaman durumu gözlemleyerek sürpriz ziyaretler yaparak süreci kontrol eder. İşini tutkuyla yaptığı için bunu hayatının vazgeçilmez bir parçası olarak görür.
Ailece Benimsediğimiz Kurallarımız Var
Babamız, aileye her şeyden daha fazla değer veren, herkese karşı cömert ve olumlu bir kişidir. Çalışmayı ne kadar sevsede, bizleri bir an bile ihmal etmemiştir. Aileye her zaman vakit ayırmaya özen gösterirdi. Ofiste bulunan aile üyeleriyle birlikte öğle yemeği yeme geleneği vardır; torunları da ofise getirerek bu ritüeli yaşatır ve aile yemekleri ile bağın önemini çocuklarına anlatır.
Dilara Altınkılıç Kutmangil: Babam Bize Her Zaman Güvenirdi
14 yaşımda babamla toplantılara katılmaya başladım. Bize, üretimden paketlemeye ve logoya kadar her aşamada bilgi edinmemize fırsat tanıdı. 2009’da Detay Gıda'nın yönetimine geçtiğimde bana tamamen özgürlük tanıdı. Fabrikada yöneticilik yaptığımda geniş katılımlı toplantılar düzenlerdik; babam bu toplantılara katılmazdı. "Eğer sorarsan yorumlarımı paylaşırım ama sen bildiğin gibi hareket et" derdi. Bu tutum, bizi sürekli motive etti.
Kaan Altınkılıç: "Oyuncak emekle, çikolata da emekle gelir"
Babamın genç yaşta çalışmaya başlaması bizim için büyük bir avantaj sağladı. Ablam ve ben çocukken nasıl davrandıysa şimdi de torunlarına aynısını yapıyor. Küçük yaşta fabrikaya götürdü. Şimdi büyük yeğenim Mehmet Bekir ile her sabah 07.30'da okula gitmeden önce Kabataş'a uğrayıp, inşaatı kontrol ediyor ve okula çikolata alıyor. "Oyuncak emek, çikolata emek" anlayışını bizlere aktaran en önemli değerlerinden biridir.
Kendisi Değil, İşini Ön Planda Tutardı
MUSTAFA KEMAL ÇOLAK
Birol Altınkılıç ile tanışmam 1990'lı yılların başlarına dayanıyor. İstanbul Ticaret Odası dönemlerinde, ben genç bir muhabir olarak Cağaloğlu'nda görev yaparken; kendisi çekirdekten yetişmiş bir dış ticaret uzmanıydı. Kakao ticareti ve endüstriyel çikolata üretiminde Altınmarka ile Türkiye'deki Kahve Dünyası gibi önemli firmaların ilk adımlarını atmasını sağladı. Eminönü ve etrafı, hem bizim hem de yıllar sonra özlemle anacağımız semtler oldu.
Birol Altınkılıç'ta güçlü bir vefa duygusu vardı. Mesleğine ilk adımlarını attığı sokaklara, döviz kurlarını takip ettiği yayınlarına, işini severek yapan çalışanlarına ve çiftçilere karşı aynı saygıyla davranırdı. Kadim duygularla memleketine hizmet etmeyi, her zaman kendisine bir görev olarak görürdü. Çoğunlukla erken saatlerde buluşarak, Kabataş Setüstü'ndeki merkezde veya bir Kahve Dünyası mağazasında yüksek enerjisiyle sohbet ederdik. İşini severek yapar, her konuyu ciddiyetle dinlerdi.
Birol Altınkılıç, işe odaklanmayı seven bir iş insanıydı. Bu davranışlarını iş hayatının ilk yıllarından itibaren sürdürdü. Herkesle iletişim kurarak dostlar edindi. Benimle yürüttüğü arkadaşlık, güleryüzü ve içtenliği ile büyüleyiciydi. Üstelik insanlara olan sevgisini ve cömertliğini her zaman gösterdi. Pandemi döneminde evlere kapandığımızda, Kahve Dünyası'nın ürünlerini ilgili kişilere göndermesi için kendisi bizzat organizasyon yaptı.
Özgün yaklaşımı ile kendisi değil, işinin ön planda olmasını tercih ederdi. Genç nesillere, Dilara Altınkılıç Kutmangil ve Kaan Altınkılıç'a erken yaşta büyük sorumluluklar vererek onlara güvenini gösterdi. Damadı Ali Esat Kutmangil'in işini nasıl büyüttüğünü heyecanla anlatırdı. Eşi Alev Altınkılıç ile birlikte, çocuklarına duydukları güvenin meyvesini her zaman topladılar.
Ailenin ikinci kuşağı, bu değerli yönetim deneyimini genç yaşta edinmiş durumda. Şu anda karşılarında yaşamın kendilerine sunduğu büyük bir sınav var. Bu yaraların iyileşmesi zaman alacak ancak Birol Altınkılıç'tan gelen güçlü aile bağları, bu süreçte en büyük destek olacaktır.
Bir Ömrün Arkasında Kalan 'Altın' Değerler...
FARUK ŞÜYÜN
Hayat, en değerli seslerini bazen sessizliğe bırakır. Bu sessizlik içinde bir isim yankılanır; ardında emekler, özveriler ve duruşlar kalır. İşte böyle bir veda haberi, geçtiğimiz günlerde içimde derin bir hüzün yarattı: Altınmarka'nın kurucusu, Kahve Dünyası'nın büyümesine katkı sağlayan ve Cumhuriyet döneminin en tatlı duraklarından biri olan Baylan’ı geleceğe taşıyan kıymetli iş insanı Birol Altınkılıç’ı kaybettik.
Onun ardından sadece büyük ticari başarılar değil, ruhu olan markalar, korunmuş kültürel miraslar, emeklerine sahip çıkmış insanlar ve güvenle yetişmiş nesiller kaldı.
Birol Altınkılıç, yalnızca vizyoner bir sanayici değil; üretime derinlemesine aşık bir emekçi, sanat ve edebiyatı sessizce kucaklayan gerçek bir İstanbul beyefendisiydi. Kendisi ile olan ilişkim, uzaktan bir tanıklığın çok ötesindeydi. 35 yıldır sürdürdüğüm KİTAP dergimizin arka kapağında yıllar boyunca yer alan ilanlar, bizim için asla muhalefet eden bir reklam sayfası olmadı. O sayfalar, kurulan bir köprü, edebiyata ve makalelere uzatılmış samimi bir destekti.
Yayıncılık camiasının çetin zor süreçlerinde bu uzun süreli desteğin önemini ancak bu yolculuğa gönül verenler anlayabilir. Birol Altınkılıç, sadece fabrikalarda değil, bir kitabın sayfalarında, bir şairin dizesinde ve basılan bir derginin kokusunda da üretimin yeşermesine imkan tanıdığını bilen nadir kişilerden biriydi.
Onun yolculuğu, Mısır Çarşısı'nın baharat ve kahve kokan eski sokaklarında, Tahtakale'nin usta-çırak ilişkileriyle şekillenen ticaret atmosferinde başlamıştı. Daha 16 yaşında kakao ve kahve ticaretine başladığı bilgisiyle, yıllar içinde Türkiye’nin dünya çapındaki endüstriyel güçlerinden birine dönüşmesini sağladı.
1992'de Altınmarka'yı kurarken de, 1994'te kakao fabrikasının üretime geçişinde de zorluklarla karşı karşıyaydı. Ama o, zorluğun geri çekilmek anlamına gelmediğini biliyordu; bunun yerine çaba sarf etmeyi, daha çok üretmeyi yeğlerdi. Altınmarka’yı yaygın bir kakao üreticisi haline getirmesi, sabırla işlediği büyük bir rüyanın sonucuydu ve bu başarı 2012’de Candy Kettle Award ile taçlandırıldı.
Ancak o, yalnızca fabrikalar inşa etmedi; insanları merkeze alan bir dünya görüşü de geliştirdi. Kaliteyi asla göz ardı etmeyen, çalışanının emeğine saygı gösteren ve başarısını birlikte paylaşan bir kişilik olarak ön plana çıktı. Kahve Dünyası’nın 2004 yılında başlayan serüveni de onun ve ailesinin samimiyetinin, üretim anlayışının ve insanları bir araya getirme arzusunun bir tezahürüydü. Bu mekan, sadece kahve içilen bir yer olmanın ötesine geçti; dostlukların kurulduğu, Türk kahvesi geleneğinin çağdaş bir dokunuşla yeniden yorumlandığı bir kültürel cennet haline geldi.
Yüzyıllık Baylan’ı Onurla Korudu
Fakat onun kalbinde özel bir yere sahip başka bir miras vardı: Baylan.
Baylan, Cumhuriyetle yaşıt ve İstanbul’un hafızasında köklü bir yeri olan, edebiyatımızın önemli mihenk taşlarından biriydi. Bu mirası devraldığında Birol Altınkılıç, buraya bir işletmeci hırsıyla değil, bir kültürel miras koruyucusu hassasiyetiyle yaklaşmıştı.
Baylan’ı devralırken oradaki emektar çalışanlarla birlikte devam etmesi, bu büyük vizyonun en çarpıcı göstergelerinden biriydi. Yeni bir yönetimin başlaması, geçmişin emeğini yok saymak yerine, onu sahiplenmek anlamına geliyordu. Baylan’ı Baylan yapan insanların bilgi ve hayata bağlılıklarına son derece değer verilmiştir. Çünkü bir yerin ruhunun yalnızca tabelasında veya tariflerinde değil, oraya yıllar boyunca özenle emek vermiş insanların ellerinde ve anılarında yaşadığını biliyordu. Kadıköy Baylan'ın geçmişin hatıralarıyla dolu olan özgün atmosferini, estetik dokusunu koruyarak işledi. Oradaki masalar, duvarlar, aynalar ve detayların, yalnızca birer dekoratif unsur değil, İstanbul’un ortak hafızasının parçaları olduğunu biliyordu. Baylan’ı yenilerken geçmişini silmedi, büyütürken kimliğine zarar vermedi.
Birol Altınkılıç’ın Baylan’a yaklaşımı şöyle tarif edilebilir: O, Baylan’ı yalnızca satın almadı; tüm tarihi, insanları, hatıraları ve ruhuyla birlikte devraldı.
KİTAP dergimizin Yılın En İyileri Ödülleri’nde, Baylan’ın öyküsünü anlatan o eşsiz kitabı ödüllendirdiğimiz anı dün gibi hatırlıyorum. O ödül, yalnızca bir kitabın değil, kentin geçmişine, edebi yazarlarına ve o masalarda oturan ustaların anılarına saygı duruşu niteliğindeydi.
Geriye dönüp baktığımda, o kitabın hazırlanması ile Baylan’ın korunması arasında güçlü bir ilişki görüyorum. Biri, Baylan’ın fiziksel varlığını, insanlarını, lezzetlerini ve atmosferini yaşatırken, diğeri hikayesini, anılarını ve kültürel değerini kalıcı hale getiriyordu. Bir kültürel mirasın korunmasının en güzel yollarından biri sadece onu yaşatmak değil, aynı zamanda hikâyesini kayda alarak gelecek nesillere aktarmaktır. Birol Altınkılıç, her iki kavramın da kıymetini çok iyi biliyordu.
Boğaz’a Karşı Sanata Açtığı Duvar
Tophane’deki şirket binasının dış cephesiyle ilişkilendirdiği resimler, bu duyarlılığın bir yansımasıydı. Sanatı kapalı alanlardan çıkararak sokağın ve yaşamın içerisine yerleştirmişti. O resimler sadece bir binanın dışını süslemekle kalmıyor; aynı zamanda sanat ile günlük hayat arasında anlamlı bir köprü kuruyordu.
Yıllar boyunca KİTAP dergimizin arka kapağında sağladığı katkı, Kabataş’ta sanata açtığı duvar, Baylan’ın tarihini yaşatma konusundaki duyarlılığı ve bu tarihin bir kitapla belgelenmesine verdiği önem, aslında aynı kültürel hassasiyetin parçalarıydı: Kitap, sanat, mekânlar ve insanlara duyulan sadakat...
Tüm bu yoğunlukların, fabrikaların, markaların ve yatırımların arkasında, ailesine derin bir bağlılık hisseden bir eş ve baba bulunuyordu. Eşi Alev Hanım ile birlikte bir ömrü, hayalleri ve sorumlulukları paylaştılar.
Çocukları Dilara ve Kaan’ı, sadece hazır bir miras bırakmanın ötesinde, küçük yaşlardan itibaren üretimin, paketlemenin ve emeğin bizzat içerisinde yetiştirdiler. Onları toplantılara katılmaları için yanlarında bulundurdular; üretimden geliştirme ve paketlemeye kadar işin her aşamasının tanıtılması konusunda çabaladılar.
Onlara yalnızca işle ilgili bilgi vermekle kalmadı, ayrıca güvenmeyi, sorumluluk almayı, hata yapmaktan korkmamayı ve kendi kanatlarıyla uçmayı da öğretmiş oldu. Yoldaş olan bir baba olarak, çocuklarının kendi yollarını bulması için alan açtı; karar almalarına güvenmeyi, gerektiğinde geri çekilip onların adımlarını atmalarına izin vermeyi bilirdi. Dilara ve Kaan’a sadece işlerini değil, hayallerini de emanet etti.
Dilara’nın Detay Gıda’daki, Kaan’ın ise Kahve Dünyası’ndaki başarı hikayeleri, bir babanın çocuklarına duyduğu sarsılmaz güvenin en somut örnekleridir. Çünkü iyi bir baba, çocuğuna gezinirken sürekli yol gösteren biri değil; gerektiğinde yanında durabilen, gerektiğinde de geride kalarak onların kendi yollarını bulmasına güvenen insandır.
Birol Altınkılıç, tam anlamıyla böyle bir babaydı.
Çocuklarının ifadelerinde, o; enerjisi tükenmeyen, sürekli üreten, yenilik peşinde koşan, çözüm odaklı, cömert ve olumlu bir insandı. Ancak bu özelliklerinin yanında, ailelerini her şeyin üzerinde gören sevgi dolu bir eş ve babaydı. Çocuklarına sadece markalar veya şirketler bırakmadı; çalışkan olmayı, dürüstlüğü, insanlara saygıyı, cesareti ve aile bağlarının önemini öğretti. Geride bıraktığı değerlerin yalnızca iş dünyasında değil, çocuklarının kişisel karakterlerinde var olmaya devam edeceğini biliyordu. Arkasında kalan miras, sadece bireysel bir yaşamın değil; aynı zamanda bir kültürün, bir emeğin ve bir vicdanın geliridir.
Sevgili eşi Alev Altınkılıç'a, değerli evlatları Dilara Altınkılıç Kutmangil ve Kaan Altınkılıç'a, tüm kederli ailesine, yakınlarına, iş arkadaşlarına, değerli dostlarına ve Altınmarka Grubu camiasına içtenlikle sabır ve başsağlığı diliyorum. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
Birol Altınkılıç’ı daima sevgi ve saygı ile anacağım...