ABD ekonomisinde firmaların kazançları ile işçilerin milli gelirden aldığı pay arasındaki fark giderek artış gösteriyor. Financial Times'ın verdiği bilgilere göre, şirket kârları zirveye ulaşırken, işçilerin maaş ve yan haklar yoluyla elde ettiği pay ise uzun yılların en düşük seviyesine geriledi.
ABD’de, vergi öncesi şirket kârları yılın ikinci çeyreğinde yıllıklandırılmış olarak 4,8 trilyon dolara yükseldi. Bu rakam, firmaların kârlarının milli gelirin yüzde 18'ine tekabül etmesine yol açtı ve İkinci Dünya Savaşı sonrası en yüksek seviye olarak kaydedildi.
Bu süreçte, çalışanların maaşları ve yan ödemelerden aldığı pay ise milli gelirin yüzde 60'ına düşerek 1950'lerden bu yana görülen en düşük seviyeye indi.
Artan Şirket Kârları, Düşen Ücret Payları
Çalışanlara yapılan ödemelerin milli gelir içindeki payı süregelen bir düşüş içinde bulunurken, şirketlerin kazanç marjları yükselmeye devam ediyor. Özellikle son beş yıl içinde ve son 12 ayda bu eğilimin hızlandığı gözlemleniyor.
Şirket kârlarındaki bu belirgin artış, ABD borsalarının da tarihi zirvelere ulaşmasına katkı sağladı. Yapay zeka yatırımları, özellikle büyük teknoloji firmalarının gelirlerini ve kârlılıklarını artırırken, artan enerji fiyatları da büyük petrol şirketlerinin kâr marjlarını olumlu yönde etkiledi.
Hisse senedi fiyatlarının yükselmesi ve şirketlerin sunduğu temettüler, emeklilik hesaplarının değerlerini artırdı. Ancak yatırım gelirlerinin büyük oranda daha zengin kesimlerin yararına olduğu, ekonomik kazançların tüm topluma eşit şekilde yansıdığı tartışmalarını gündeme getirdi.
Orta ve düşük gelirli aileler, gelirlerinin çok büyük bölümünü maaşlar aracılığıyla sağlarken, ücretlerin milli gelir içindeki payındaki düşüş, bu gruplar üzerinde ek bir baskı yaratıyor.
Ücret Artışının Gerisinde Kalan Enflasyon
Son dönemlerde çalışanların alım güçleri de ciddi şekilde etkilenmiş durumda. Enflasyonun maaş artışlarını aşması sonucunda reel saatlik kazançlar, temmuz ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 0,2 oranında azaldı.
Gelir grupları arasındaki fark da dikkat çekici bir şekilde açılmış durumda. Yüksek gelir grubundaki çalışanların kazanç artışları, düşük gelir grubundaki işçilerin artışlarının belirgin bir şekilde üzerinde kalıyor.
ABD’nin en büyük düşük maaşlı işverenlerine bakıldığında, CEO maaşlarının da çalışan gelirlerinden daha hızlı bir şekilde yükseldiği görülüyor. CEO gelirleri 2019-2025 döneminde yüzde 41 kadar artarken, aynı dönemde ortanca çalışanın kazancı yüzde 21 oranında artış gösterdi. Tüketici fiyatlarındaki artış ise yüzde 26 seviyelerinde gerçekleşti.
Vergi İndirimleri ve Sosyal Destek Üzerine Tartışmalar
Donald Trump yönetiminin şirketler ve yüksek gelirli bireyler için kapsamlı vergi indirimleri sağlaması, gelir dağılımına dair tartışmaların merkezinde yer alıyor.
Diğer yandan, gıda yardımları gibi bazı sosyal yardım programlarının finansmanlarındaki kısıtlamalar, ekonomik büyümenin kimlere daha fazla fayda sağladığına dair tartışmaları artırdı.
Şirketler ile düşük gelirli çalışanlar arasındaki ekonomik farklılık, siyasi alanda da yankı buluyor. ABD’de seçmenlerin ekonominin durumuna yönelik memnuniyetsizlikleri artarken, hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat partilerde daha popülist söylemler öne çıkıyor.
New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, seçim kampanyasında “şirket açgözlülüğü” karşıtı söylemlere vurgu yaparken, Başkan Yardımcısı JD Vance, şirketlerin karar alma süreçlerinde çalışanların daha fazla yer alması gerektiğini savunuyor. Donald Trump da bazı şirketleri fahiş kâr elde etmek ve fiyatları artırmakla suçluyor.
Çalışanların Şirketler Üzerindeki Etkisi Düşüyor
ABD’de iş gücünün şirketler üzerindeki etkisinin azalmasında, sendikalı olma oranındaki düşüş ve işlerin dışarıya devredilmesinin yaygınlaşması önemli bir etken olarak öne çıkıyor.
1980’lerin başından itibaren çalışanların şirketlerle olan pazarlık güçlerinin zayıflamasıyla birlikte, emek ile sermaye arasındaki güç dengesi giderek sermaye lehine kayıyor.
Ancak, emek ile sermaye arasındaki bu durumu daha kapsamlı bir yapısal değişim mi yoksa geçici unsurlardan mı kaynaklandığı, hala belirsizliğini koruyor.
Yapay zeka uygulamalarının üretim sürecindeki ve iş gücü pazarındaki dönüşümü de bu tartışmanın en önemli unsurlarından biri olarak ortaya çıkıyor. Önümüzdeki yıllarda şekillenecek ekonomik tablo, işçilerin gelir payındaki azalma eğiliminin geçici bir ekonomik döngü mü yoksa uzun vadedeki bir dönüşümün işareti mi olduğunu gösterecektir.