Elazığ Haber Ajansı

Türkiye, 100 Yıl Sonra Yeniden Dünyanın Merkezi Oluyor! Doç. Dr. Hasan Bardakçı'dan Çarpıcı Açıklamalar!

Dünyada haritaların yeniden biçimlendiği bir süreçteyiz. Enerji krizi ve ticaret rotalarındaki güvenlik endişeleri, küresel dinamikleri değiştirmeye devam ediyor. Bu bağlamda Türkiye, stratejik konumuyla dikkatleri üzerine çekiyor.

Jeopolitik çatışmalar ve savaşlar, alternatif ticaret yollarının önemini artırmakta. Orta Koridor, Zengezur ve Kalkınma Yolu projeleri, Türkiye'nin önüne çıkmış olan jeoekonomik fırsatları genişletiyor. Harran Üniversitesi Uluslararası Ticaret ve Lojistik Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Hasan Bardakçı, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'a verdiği röportajda, Türkiye’nin artık yalnızca bir "köprü" konumunda değil, Avrupa ile Asya'nın ticaret, lojistik ve dağıtım merkezi olabilme potansiyelini vurguladı.

Dünyada haritaların yeni baştan çizildiği bu dönemde, Türkiye, 100 yıl sonra yeniden jeopolitik merkez ülke konumuna mı yükseliyor?

Doç. Dr. Hasan Bardakçı: Kesinlikle. Şu anda çok önemli bir dönüşüm süreci yaşanıyor. Türkiye sadece jeopolitik merkez haline gelmiyor; aynı zamanda jeoekonomik bir merkez olma fırsatını da yakalıyor.

100 yıl önce Türkiye'nin stratejik önemi, büyük ölçüde coğrafi konumu ve imparatorluk kalıntılarından kaynaklanıyordu. Ancak günümüzde sahip olduğumuz güçler çok daha farklı: ulaşım altyapısı, limanlar, demiryolu hatları, enerji boru hatları, lojistik merkezler ve Avrupa ile Asya’yı bağlayan ticaret koridorları mevcut.

Artık dünya, savaşların yanı sıra ticaret yollarının güvenliğine ve tedarik zincirlerinin sürekliliğine de büyük önem vermekte.

Rusya-Ukrayna çatışması, Kuzey Koridoru üzerindeki riskleri artırmışken; Hürmüz ve Kızıldeniz'deki krizler deniz yollarının ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne serdi. Bu durum, Türkiye'nin coğrafyasının yeniden değer kazanmasına neden oluyor. Bunu şöyle tanımlamak mümkün:

“Türkiye, yalnızca doğudan batıya değil, dünyanın kuzey-güney ve doğu-batı ticaret yollarının kesişim noktasında olduğu için parlıyor.”

Dolayısıyla, Türkiye’nin gelecekteki en büyük stratejik avantajlarından biri, bulunduğu coğrafyayı ekonomik güce dönüştürebilme yeteneği olacaktır.

Türkiye'nin gücü, askeri kapasitesinden mi yoksa Avrupa ile Asya arasındaki stratejik konumundan mı kaynaklanıyor?

Doç. Dr. Hasan Bardakçı: Askeri kapasite elbette ki büyük bir önem taşımakta. Çünkü ticaretin güvenliği, ticaretin ön koşullarından biridir. Ancak 21. yüzyılda, bir ülkenin gücünü yalnızca silah sayısıyla değerlendirmek yetersiz kalıyor. Bir ülkenin dünya ticaretindeki yeri, kendine has bir stratejik güç unsuru haline gelir.

Türkiye'nin burada sunduğu farklılık dikkat çekiyor. Türkiye, Avrupa'nın hemen yanında, Kafkasya, Orta Asya, Ortadoğu ve Akdeniz'in buluşma noktasında yer alıyor. Bu nedenle Türkiye, yalnızca malların geçtiği bir ülke olmaktan öte; ticaret akışlarının yönünü değiştirebilecek bir ülke konumuna geliyor. Bunu “lojistik güç” olarak tanımlıyorum. Çünkü gelecekte şu sorular daha fazla gündeme gelecek:

“Malları nereden geçiriyoruz ve krizin patlak vermesi durumunda alternatif güzergâhımız neresi?”

Türkiye, bu soruların yanıtını vermeye en yakın ülkelerden biri. Böylece askeri güç, Türkiye'nin güvenliği sağlarken, ulaşım koridorları ve lojistik altyapı Türkiye'nin ekonomik ağırlığını artırmakta.

Orta Koridor, Kalkınma Yolu ve Zengezur projeleri bir arada düşünüldüğünde Türkiye'nin karşısında nasıl bir jeopolitik manzara belirmektedir?

Doç. Dr. Hasan Bardakçı: Burada, her biri ayrı bir önem taşıyan üç proje değil, birbiriyle bağlantılı olan büyük bir ticari ağdan söz ediyoruz. Orta Koridor, Türkiye’yi Orta Asya ve Çin ile bağlarken, Zengezur projesi Türkiye ile Azerbaycan arasında doğrudan bir bağlantı kuruyor. Ayrıca, Kalkınma Yolu, Basra Körfezi'ni Irak ve Türkiye üzerinden Avrupa'yla birleştirme potansiyelini taşıyor. Harita üzerinde bunları bir araya getirdiğimizde, Türkiye'nin doğru bir konumda olduğu ve doğunun pazarıyla batının pazarı arasında sadece bir transit ülke değil, aynı zamanda bir dağıtım ve üretim merkezi olabileceği sonucu çıkıyor.

Bir başka şekilde ifade edersek:

“Türkiye’nin karşısındaki fırsat, yolların kesişim noktası olmak ve transit olan değil, merkez ülke olmaktır.”

Asıl mesele de burada yatıyor.

Çünkü bu koridorlardan yalnızca geçişten elde edilen gelir, yeterince tatmin edici değil. Türkiye, bu yolların etrafında lojistik merkezler, serbest ticaret bölgeleri, organize sanayi bölgeleri, depolama tesisleri ve katma değerli üretim üniteleri pyst olması durumunda, bu koridorların ekonomik getirisi katlanacaktır.

Özellikle Hürmüz ve Kızıldeniz'deki mevcut krizler, alternatif yolların değerini artırmakta. Bu durum, Türkiye'yi ekonomik açıdan bir “alternatif merkez” haline dönüştürebilir mi?

Doç. Dr. Hasan Bardakçı: Kesinlikle. Bu noktada “alternatif güzergâh ekonomisi” kavramı önem kazanıyor.

Hürmüz'deki kriz, küresel ticarette tek bir güzergaha bağımlı olmanın ekonomik bir risk teşkil ettiğini ortaya koydu. 2026'da yaşanan Hürmüz'deki kesintiler ve Kızıldeniz'deki güvenlik tehditleri deniz taşımacılığının ne denli kırılgan olduğunu gözler önüne serdi. Bu gelişmeler, Türkiye'nin kara ve demiryolu rotalarının stratejik değerini artırıyor.

Burada Türkiye, “alternatif merkez” haline dönüşebilir. Fakat sadece coğrafi konum yeterli değil; güvenlik, hızlı gümrük süreçleri, demiryolu kapasiteleri, limanlar ve dijital ticaret altyapısının bir arada etkin şekilde çalışması gerekiyor.

Örneğin, Türkiye, 2026'da Hürmüz kaynaklı aksaklıklardan etkilenen ticareti alternatif güzergâhlarla sürdürmek için Suudi Arabistan üzerinden geçiş taşımacılığı mekanizmasını oluşturmayı hedefliyor.

Böylece krizler, Türkiye’ye bir mesaj veriyor: “Sen sadece bir köprü değilsin; doğru yatırımlarla alternatif bir ticaret kapısı olabilirsin.”

Zengezur Koridoru hayata geçtiğinde, Türkiye'nin Türk dünyasıyla bağlantısı ve Orta Asya’ya erişimi nasıl bir değişim gösterecek?

Doç. Dr. Hasan Bardakçı: Bu, oldukça önemli bir değişim yaratacaktır. Günümüzde Türkiye'nin Orta Asya ile irtibatı, Kafkasya'daki bağlantılar ve Hazar geçişini zorunlu kılmakta. Zengezur’un aktif hale gelmesi, Türkiye-Azerbaycan-Nahçıvan hattını çok daha sağlam ve doğrudan bir yapıya kavuşturacaktır.

2026 yılı itibarıyla Türk tarafındaki çalışmalara devam edilirken, Zengezur bağlantısının birkaç yıl içerisinde faaliyete geçmesi bekleniyor. Güzergâhın Kars-Iğdır-Dilucu-Nahçıvan üzerinden Azerbaycan'a bağlanması öngörülüyor.

Bu, yalnızca basit bir kara yolu veya demiryolu projesi olmayacak. Aynı zamanda Türk dünyasının ekonomik coğrafyasını birbirine bağlayacak bir ana arter niteliği taşıyacak.

Türkiye açısından bunun üç önemli sonucu olacaktır:

Birincisi, Orta Asya pazarlarına erişim kolaylaşacak.

İkincisi, Azerbaycan ve diğer Türk devletleriyle ticari ilişkilerin gelişmesi hızlanacaktır.

Üçüncüsü ve muhtemelen en kritik olanı, Türkiye’nin Orta Koridor üzerindeki stratejik ağırlığı artacaktır.

Böylelikle, Zengezur’a sadece bir iletişim projesi olarak bakmak eksik olur.

Zengezur, Türkiye'nin Türk dünyasına açılan ekonomik kapısıdır.

Irak Kalkınma Yolu ile Orta Koridor birleştiğinde, Türkiye’nin önünde gerçekten yeni bir “modern İpek Yolu” oluşabilir mi?

Doç. Dr. Hasan Bardakçı: “Modern İpek Yolu” ifadesi burada oldukça anlamlı bir kavram. Zira geçmişteki İpek Yolu, sadece bir ticaret güzergahı olmanın ötesinde; kültürlerin, şehirlerin ve ekonomilerin birbirine bağlandığı büyük bir ağ işlevi üstleniyordu. Bugün benzer bir dönüşüm yaşanmakta.

Kalkınma Yolu, Basra Körfezi'ndeki Büyük Faw Limanı'ndan başlayarak Irak üzerinden Türkiye'ye ve oradan Avrupa'ya ulaşmayı hedefliyor. Başlangıçta demiryolu bağlantısını önceliklendirmek, özellikle büyük bir önem taşıyor.

Şimdi bunu Orta Koridor ile birleştirelim.

Bir yanda, Çin-Orta Asya-Azerbaycan-Türkiye-Avrupa hattı; diğer yanda, Körfez-Irak-Türkiye-Avrupa hattı öne çıkıyor. Bu iki güzergahın kesişim noktasında Türkiye yer alıyor. İşte bu durumda, etkileyici bir ticaret ağı ortaya çıkabilir.

Lakin burada kritik bir husus var: Türkiye'nin amacı yalnızca bir geçiş rotası olmak olmamalıdır. Eğer sadece transit ülke konumunda olursanız, o yollar sizin üzerinizden geçer ancak ekonomik yarar, başka ülkelerde oluşur. Türkiye'nin hedefi “geçiş ülkesinden üretim ve lojistik merkezi” haline dönüşmektir.

Lojistik köyler, depolama merkezleri, gümrük işlemleri, e-ticaret dağıtım ağları, organize sanayi bölgeleri ve yüksek katma değerli üretim bu koridorlara entegre edildiğinde, Türkiye 21. yüzyılın modern İpek Yolu'nun merkezlerinden biri haline gelecektir.

İnanıyorum ki, asıl büyük rekabet burada başlayacak:

“Sadece yolların üzerinde kim var?” değil, “Yolların ekonomik değerlerini kim yönetiyor?”

Türkiye'nin gelecekteki en büyük fırsatı işte budur.