Pergamon/Eskinazi: Doğru Alanı Seçerek Başarıya Ulaşmanın Yolu
Türkiye'nin ekonomik arenasında dezenflasyon süreci devam ederken, fiyat istikrarının korunmasıyla birlikte üretim gücünün sürdürülebilirliği de oldukça kritik bir hal almış durumda. Yüksek finansman giderleri, özellikle KOBİ'lerin işletme kaynaklarına ve yatırımlarını gerçekleştirmek için gerekli olan kaynaklara ulaşımını güçleştiriyor. Sanayi sektöründe verimliliğin yanı sıra teknoloji ve ihracat kapasitesinin sürdürülmesi, gelecek dönem için önemli hususlar arasında yer alıyor.
Perqamon Status Yönetim Kurulu Başkanı Jak Eskinazi, ekonomik politikaların başarısının yalnızca enflasyon düşüşü ile değil, aynı zamanda sanayi yapısının, yatırım koşullarının ve rekabet kabiliyetinin değerlendirilmesiyle ölçülmesi gerektiğini belirtti. Eskinazi, finansmana erişim imkanı bulan firmaların verimlilik açısından en iyi olanlar ile her zaman aynı olmadığını vurguladı ve geçici nakit akışı problemleri sebebiyle sağlam işletmelerin kaybedilmesinin önlenmesi gerektiğini ifade etti.
Yüksek finansman masraflarının mevcut yatırımları ertelediğine işaret eden Eskinazi, “Bugün ertelediğiniz bir yatırım, yarının kaybedilmiş ihracatıdır” şeklinde konuştu. Türkiye’nin ucuz iş gücü ve kur avantajlarını geride bırakarak, nitelikli iş gücü, yüksek katma değerli ürünler, teknoloji ve marka ile rekabet etme yönünde adım atması gerektiğini kaydetti.
Eskinazi, yapay zeka, yarı iletkenler, biyoteknoloji, sağlık ve enerji teknolojileri, kimya, makine ve robotik gibi alanlara dikkat çekerek, Türkiye’nin her sektörde lider konumda olmasının gerekmeyeceğini belirtti. Stratejik birkaç alanın, 10-20 yıl boyunca kararlı bir şekilde desteklenmesi halinde, global ölçekte oyuncuların ortaya çıkabileceğini ifade eden Eskinazi, “Önemli olan her şeyi yapmak değil, doğru alanı seçmek ve bu alanda ısrarcı olmaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Verimliliği Büyümenin Ana Mekanizması Yapmalıyız
Türkiye ekonomisinde şu anda enflasyon konusunu ele alıyoruz. Fiyat istikrarı sağlanmadığı sürece halkın alım gücünü korumak ve firmaların yatırım yapabileceği öngörülebilir bir ekonomik ortam yaratmak mümkün olmayacaktır. Ancak başarıyı, sadece enflasyonun ne kadar düştüğü ile değerlendirmemeliyiz. Sahip olduğumuz sanayi yapısı ve rekabet gücü de son derece önemlidir.
Türkiye, güçlü bir sanayi altyapısı, girişimci bir kültür ve yıllara dayanan üretim deneyimi ile donatılmış durumda. Ancak sadece üretim miktarına bakmak yeterli değil; verimlilik üzerine de yoğunlaşmalıyız. Bir çalışan, bir makine ve birim sermaye ile ne denli katma değer oluşturduğumuzu sorgulamalıyız. Türkiye’nin yeni büyüme senaryosu bu sorunun cevabında gizlidir.
Finansmanı bu perspektifle gözden geçirmeliyiz. Finansmana ulaşabilen işletme ile verimli olan her zaman aynı değildir. Güçlü teminatları bulunan bir firma, finansmana daha rahat erişebilirken, yenilikçi, ihracat potansiyeli yüksek ve verimli bir KOBİ bu imkanlardan yoksun olabilir. Bu ayrımı KOBİ'lerde dikkate almak gereklidir.
Finansman, Sadece Büyümenin Değil Üretimin Devamlılığının da Anahtarıdır
Tüketim için sağlanan kredi ile üretim, ihracat, teknoloji, Ar-Ge ve yatırıma yönlendiren kredileri aynı perspektifle değerlendiremeyiz. İşletmelerin sipariş ve üretim kapasiteleri mevcut; fakat yeterli işletme sermayesine erişimleri yok. Finansman yalnızca büyümenin değil, aynı zamanda sürdürülebilir üretimin de vazgeçilmez bir unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslında sağlıklı bir işletmeyi, geçici nakit akışı sorunları yüzünden kaybettiğinizde, çalışanı, bilgi birikimini, tedarik zincirini, müşterileri ve ihracat pazarlarını da kaybetmektesiniz.
Yatırımı sadece yeni fabrikalar açmak olarak düşünmemeliyiz. Yeni makineler, otomasyon, yapay zeka, enerji verimliliği, Ar-Ge ve yeni ürünlerin geliştirilmesi de önemli yatırımlardır. Finansman maliyetleri arttığında, ilk olarak ertelenen harcamaların başında yatırımlar gelir. Oysa bunun etkisi hemen kendini göstermez. Yıllar sonra rakipleriniz daha az enerji kullanarak hızlı üretim yaparken, siz mevcut teknolojilerinize bağlı kalmaya devam ettiğinizde, rekabet farkının açıldığına tanıklık edersiniz.
Bu nedenle bugün ertelenen yatırımlar, gelecekte kaybedilecek ihracat demektir. 2028, 2030 ve sonrasındaki ihracat kapasitesi, o yıllarda değil, bugün gerçekleştirdiğimiz teknoloji, makine, Ar-Ge ve insan yatırımları aracılığıyla şekillenecektir.
Yüksek Katma Değerli Üretim Kavramı Tek Başına Yeterli Değil
Rekabet modelimizi gözden geçirmeliyiz. Ucuz iş gücü ile rekabet edebilme dönemi hızla kapanmakta. Türkiye’nin kalıcı rekabet avantajı, Türk lirasının sürekli değer kaybetmesi olamaz. Ucuz para yerine verimli üretim, nitelikli insan yerine yüksek katma değerli ve stratejik ürünler, kur avantajı yerine teknoloji ve marka avantajı sunmalıyız. Bunu başardığımız takdirde, ihracatçılarımız dövizdeki her dalgaya karşı daha az kırılgan olacaklardır.
Artık yalnızca "yüksek katma değerli üretim" söylemi yeterli değildir. Ekonomi politikalarımızda stratejik ürün ve stratejik teknolojiyi merkez haline getirmek zorundayız. Türkiye, savunma sanayisinde bunun önemli bir örneğini gösterdi. Belirli alanlar seçildi, uzun vadeli hedefler belirlendi; kamu, özel sektör, mühendislik ve teknoloji ekosistemi bu doğrultuda harekete geçti.
Benzer bir yaklaşımı diğer sektörlere de taşımamız gerekiyor. Yapay zeka, yarı iletkenler, biyoteknoloji, enerji teknolojileri, kimya, makine ve robotik gibi alanlarda potansiyellerimizi belirlemeliyiz. Her alanda aynı anda dünya lideri olmayı beklememeliyiz. Ancak bazı stratejik alanları doğru seçip, bunları 10-20 yıl boyunca desteklersenek, dünya çapında etkin oyuncular çıkarabiliriz. Burada mesele, her şeyi yapmak değil, doğru alanı seçip orada ısrarcı olmaktır.
Uzun Vadeli Sanayi Politikası ve Nitelikli İş Gücü
Finansal istikrar kritik bir öneme sahip ancak tek başına yeterli değildir. Bunu bir sonuç değil, güçlü bir ekonomi inşa etmek için gerekli altyapı olarak değerlendirmeliyiz. O altyapının üzerine nasıl bir ekonomi inşa edeceğimizi sanayi politikamız belirleyecektir.
Önümüzdeki beş ve on yıllık süreçte hangi sektörlerde rekabetçi olacağımızı, hangi alanlara teknoloji yatırımı yapacağımızı, hangi kritik girdileri Türkiye’de üreteceğimizi, hangi sektörlerde ihracatımızı artırmamız gerektiğini ve hangi teknolojilerin stratejik olacağını net bir şekilde belirlemeliyiz. Reel sektörün geleceğe yönelik öngörüde bulunabilmesi için böyle bir yol haritasına ihtiyacı var.
En değerli varlığımız insan kaynağımız. Makineler satın alınabilir, fabrikalar kurulabilir, teknolojiler lisanslanabilir. Ancak bu teknolojiyi geliştirecek, yönetecek ve ileriye taşıyacak insan kaynağını kısa sürede oluşturmak mümkün olmaz. Mesleki eğitimi sanayinin ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendirmeli, üniversite ve sanayi iş birliğini güçlendirmeli ve teknoloji alanındakileri Türkiye'de tutabilmeliyiz. Nitelikli insan kaybı, bir fabrika kaybı kadar ciddi bir sanayi politikası sorunudur.
Önümüzdeki yıllar kritik önemde. Çünkü bugün sadece enflasyonu düşürmeye yönelik politikalar izlemiyoruz; aynı zamanda Türkiye’nin 10-20 yıllık üretim yapısının temellerini de atıyoruz. Gerçek başarı ölçütümüz; sanayicimizin yatırım gerçekleştirmesi, KOBİ'lerimizin finansmana ulaşabilmesi, ihracatçılarımızın pazarlarını koruyabilmesi ve firmalarımızın daha verimli ve teknoloji odaklı hale gelmesi, Türkiye'nin stratejik ürünlerde yeni alanlar açabilmesidir.
Sanayiyi ve Rekabeti Güçlendirecek Bir Yol Haritası
Jak Eskinazi, Türkiye'nin sanayi ve rekabet gücünü artırmaya yönelik önerilerini sıraladı:
* Üretimde sadece miktar değil, çalışan, makine ve sermaye başına yaratılan katma değer ön planda tutulmalıdır.
* Finansmana erişimi olan şirketler ile en verimli şirketlerin aynı olmadığı göz önünde bulundurulmalı; verimli ve yüksek ihracat potansiyeline sahip KOBİ’ler desteklenmelidir.
* Tüketim kredileri ile üretim, ihracat, teknoloji, Ar-Ge ve yatırıma yönlendirilen krediler aynı şekilde değerlendirilmemelidir.
* Makine, otomasyon, yapay zeka, enerji verimliliği ve Ar-Ge yatırımları korunmalı; bugünkü yatırımlar geleceğin ihracatları olarak değerlendirilmelidir.
* Ucuz işçilik ve kur avantajı yerine nitelikli insan, verimli üretim, teknoloji, marka ve stratejik ürün ön plana çıkarılmalıdır.
* Yapay zeka, yarı iletkenler, biyoteknoloji, enerji teknolojileri, makine ve robotik gibi birkaç alan uzun vadeli olarak desteklenmelidir.
* Hangi sektörlerde rekabet edileceği, hangi kritik girdilerin üretileceği ve hangi teknolojilerin stratejik olduğuna dair netlik sağlanmalıdır.
* Mesleki eğitim, sanayinin ihtiyaçlarına göre yapılandırılmalı, üniversite-sanayi iş birliği güçlendirilerek yetişmiş insan gücünün Türkiye’de tutulması sağlanmalıdır.
Yeni Bir Büyüme Modelinin Gerekliliği
Türkiye, dezenflasyon ile sanayileşme arasında bir seçim yapmak zorunda değil. Doğru politikalarla bu iki hedefi paralel bir şekilde gerçekleştirebiliriz. İhtiyacımız olan; fiyat istikrarını sağlarken sanayiyi koruyan, verimliliği artıran, teknolojik dönüşümü hızlandıran ve Türkiye’yi dünya çapında yeni üretim zincirlerinde stratejik bir oyuncu haline dönüştüren yenilikçi bir büyüme modelidir.
Dış Ticaretteki Tecrübesi ile Ege İhracatının Öncüsü
5 Temmuz 1954'te İzmir'de dünyaya gelen Jak Eskinazi, tekstil ve dış ticaret alanındaki tecrübesini uzun süredir yürüttüğü ihracatçı derneklerindeki görevleriyle birleştiren bir sanayicidir. Eskinazi, 2018-2026 yılları arasında Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Başkanlığı, 2018-Mayıs 2026 dönemi boyunca da Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanlığı gibi önemli görevlerde bulunmuştur. EİB’de iki farklı ihracatçı birliğine başkanlık eden Eskinazi, 2026'daki seçimlerin ardından Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu'nda da görevini sürdürmektedir. Ayrıca İZFAŞ Yönetim Kurulu ve İzmir Ekonomi Üniversitesi Mütevelli Heyeti'nde yer almakta; İzmir Ticaret Odası'nda Meclis Üyesi olarak görev yapmaktadır. Uzun yıllar süresince ihracat, tekstil, sürdürülebilirlik ve rekabet gücü konuları üzerine öne çıkan Eskinazi, üretimin teknoloji, marka ve nitelikli insanla güçlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır.