Elazığ Haber Ajansı

ESO/Kesikbaş: Sanayicilere Özel Destek Modelleriyle Sektörler Büyüyecek!

ABDULLAH SÖNMEZ / ESKİŞEHİR

Eskişehir Sanayi Odası (ESO) ve EKONOMİ Gazetesi iş birliğiyle sanayicilerin sektörle ilgili konulara dair doğrudan görüş alışverişinde bulunmalarını sağlamak, ortak sorunlara çözümler geliştirmek ve üyeler arasındaki fikir alışverişini artırmak amacıyla Genişletilmiş Meslek Grubu Buluşmaları gerçekleştirildi. Altı ayrı oturumda madencilikten gıdaya, plastik ve kimyadan döküm ve metal işleme, makine ve otomotivden mobilya ile geri dönüşüme kadar Eskişehir sanayisinin belirleyici üretim alanları mercek altına alındı.

Toplantılara; EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, yazarlar Rüştü Bozkurt, Ali Ekber Yıldırım, Prof. Dr. Fatih Özatay ve Bader Arslan ile EKONOMİ Gazetesi Bölgeler Koordinatörü Ömer Faruk Çiftçi konuşmacı olarak katıldılar. Ayrıca, EKONOMİ Gazetesi Eskişehir Bölge Temsilcisi Ali Baş’ın yanı sıra Eskişehir iş dünyasının önde gelen figürlerinin iştirak ettiği buluşmalarda; küresel dönüşüm, yüksek enflasyon, kur politikaları, finansmana erişim, ihracat pazarlarındaki gerilemeler, teknolojik bağımlılık ve nitelikli iş gücü eksiklikleri ele alındı.

ESO Başkanı Kesikbaş: “Sanayiciler üzerlerine düşeni fazlasıyla yerine getirdi”

Meslek Grubu Buluşmaları’nı daha geniş, tema odaklı ve veri destekli bir formatta gerçekleştirdiklerini belirten ESO Başkanı Celalettin Kesikbaş, toplantılarda elde edilen görüşleri rapor haline getirerek karar vericilere sunacaklarını ifade etti. Sanayicinin istek ve taleplerini kamu kurumlarına ileten bir temsilci olduklarını vurgulayan Kesikbaş, “Geleneksel komite toplantılarımızı sık sık genişletilmiş ve birleştirilmiş meslek komiteleri toplantıları biçiminde yapıyoruz. Bu sefer, toplantılarımıza daha tematik bir boyut kazandırmak, EKONOMİ Gazetesi yazarlarının analizleriyle Türkiye’nin mevcut durumunu incelemek ve sanayicilerimizin maruz kaldığı sorunları veriler ışığında kamuoyuna aktarmak istedik. Sanayicileri ilgilendiren talepleri ve çözüm önerilerini bakanlıklardan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne, yerel yönetimlerden ilgili kamu kurumlarına kadar tüm karar organlarına ulaştırıyoruz. Kamu desteği arttıkça bu meselelerin daha fazla dikkat çekileceğine inanıyoruz” dedi.

Sanayicilerin son zamanlarda verimlilik, dijitalleşme, çevresel dönüşüm, enerji tasarrufu ve insan kaynakları ile ilgili önemli adımlar attıklarını belirten Kesikbaş, buna rağmen uygulanan ekonomi politikalarının üretim alanında sıkıntılara yol açtığını vurguladı.

Sanayinin temel malzeme ve ara malzeme enflasyonu ile gıda ve hizmet enflasyonu arasındaki farklılıkları gözler önüne seren Kesikbaş, “Sanayici sorumluluk üstlenerek fabrikalarını modernize etti, verimlilik artırıcı projeleri hayata geçirdi, dijital ve çevresel dönüşüm için bütçe ayırdı. Enerji tüketimlerini azaltmak adına motorlarını güncelledi, üretim süreçlerini iyileştirdi, Ar-Ge ve yenilik çalışmalarına yatırım yaptı. Fakat sanayi, tarım, gıda ve hizmet sektörlerine aynı ekonomik model uygulandığında, toplumsal olarak bu yükün düşeceği en ağır yükü üreten kesim olacaktır” şeklinde konuştu.

“Sanayicilere yatırım yapabilecekleri bir ortam sağlanmalı”

Eskişehir sanayisinin özellikle son 20-25 yılda büyük bir sermaye ve üretim birikimi elde ettiğini belirten Kesikbaş, geçmişte alınan kaynakların fabrika ve makine yatırımlarına yönlendirildiğini aktardı.

Yeni bir büyüme süreci için devletin sanayiyi uzun vadeli ve uygun maliyetli kaynaklarla desteklemesi gerektiği üzerinde duran Kesikbaş, “Eskişehir sanayisi son 20 yılda önemli bir mesafe kat etti. Sanayicilerimiz elde ettikleri kaynaklarla yeni fabrikalar kurarak üretim hatlarını genişletti ve makinelerini yeniledi. KGF dönemi esnasında sanayicilerin çoğu aldığı kaynakları doğrudan yatırımlara yönlendirdi. Ancak mevcut sermayemizin yeni bir sanayileşme hamlesini gerçekleştirmesi artık zor. Sanayicinin yatırım yapabileceği mali ortamın sağlanması, teknolojiye erişimin kolaylaştırılması ve sektör ihtiyaçlarına göre özel destek mekanizmalarının geliştirilmesi gerekiyor. Bu şartlar oluşursa Eskişehir’den bir Eskişehir sanayisi daha doğar” diyerek sözlerini tamamladı.

Türkiye’nin ithalata karşı yeterli teknik ve ticari koruma mekanizmalarına sahip olmadığını belirten Kesikbaş, özellikle Çin ile olan dış ticaret dengesizliğinin sanayi için ciddi bir tehdit oluşturduğunu ifade etti. Türkiye'nin, Çin’e ihraç ettiği her ürün için 13 birim ithalat yaptığını kaydeden Kesikbaş, gelişmiş ülkelerin kendi sanayilerini standartlar, sertifika süreçleri ve çevresel düzenlemelerle koruduğunu aktardı. Kesikbaş, Türkiye’nin de üreticiyi koruyan, stratejik ürünlerde yerlileşmeyi teşvik eden ve sanayicinin geleceğini öngörmesine olanak tanıyan kapsamlı bir sanayi politikası geliştirmesi gerektiğini ifade etti.

“Teknolojiyi üretmeden bağımlılığı aşamayız”

Madencilikten savunma sanayisine kadar tüm sektörlerde katma değerli üretimin anahtarı malzeme teknolojilerinin geliştirilmesidir. Kesikbaş, madenlerin ham halde ihraç edilmesinin yerine ileri malzemelere dönüştürülmesinin gerekliliğini vurguladı. Kesikbaş, “Geleceğimizi şekillendirecek en kritik alan malzeme teknolojisidir. Türkiye birçok maden üretimine sahip fakat bunlar genellikle ham madde olarak yurtdışına gönderiliyor. Eğer madenleri işleyip yüksek teknolojili, özel ve stratejik ürünlere dönüştürmezsek gerçek anlamda katma değer elde edemeyiz. Malzeme üretiminde söz sahibi olan ülkeler teknolojiye, teknolojiye hâkim olanlar da dünya ekonomisine yön verir. Bu nedenle üniversitelerimiz, araştırma merkezlerimiz ve sanayimiz güçlü bir malzeme bilimi ekosistemi oluşturmalı” dedi.

Yalnızca yurtdışından teknoloji ithal etmenin sürdürülebilir bir kalkınma modeli yaratmayacağını belirten Kesikbaş, araştırma üniversiteleri ile nitelikli insan kaynağının önemine de değindi. Malzeme bilimi, kimya, yazılım ve ileri mühendislik alanlarının üniversitelerde güçlendirilmesini isteyen Kesikbaş, laboratuvar altyapısının geliştirilmesi ve genç araştırmacıların yeterli uzun vadeli kaynaklarla desteklenmesi gerektiğini vurguladı.

Madencilikte ham madde ihracatı yerine katma değer üretimi talebi

Madencilik ve taş ile toprak temelli imalat sanayisinde faaliyet gösteren firmaların katıldığı 1’inci, 9’uncu ve 10’uncu meslek grubu toplantısında, sektörün ruhsat, mevzuat, finansman, çevresel izinler ve kamuoyundaki olumsuz algı gibi sorunları masaya yatırıldı. Toplantılarda Türkiye’nin madenleri ham madde olarak ihraç etmek yerine bunların savunma, enerji, elektronik ve ileri malzeme sanayilerinde kullanılmasının gerekliliği öne çıktı.

Metin Çekç: “Maden rezervleri finansmanda teminat olarak değerlendirilmelidir”

İstanbul Maden İhracatçıları Birliği (İMİB) Başkanı Metin Çekç, Türkiye’nin önemli maden rezervlerine sahip olduğunu vurgulayarak, Eskişehir’in bor, manyezit, altın, nadir toprak elementleri ve doğal taşlarıyla bu zenginlikten büyük pay aldığını ifade etti. Madencilik sektörünün yaklaşık 7 milyar dolarlık doğrudan ihracat gerçekleştirdiğini söyleyen Çekç, “Madencilik alanında yalnızca doğrudan ihraç rakamlarına bakmak, sektörün ekonomiye katkısını tam anlamıyla görmek mümkün değil. Madenler sağlık, demir-çelik, enerji ve savunma sanayisinin temel girdilerini oluşturmakta ve yaklaşık 40 milyar dolarlık ekonomik faaliyet sağlamaktadır. Bu sektörde yaklaşık 1 milyon kişiyi istihdam etmektedir. Ancak sahip olduğumuz rezervler bankaya teminat olarak gösterilemediği için kredi erişimimiz de mümkün olmamakta ve uzun vadeli yatırımlar gerçekleştiremiyoruz. Maden rezervlerinin ekonomik değeri, finansman sisteminde karşılık bulmalı” dedi.

Maden Kanunu’nun son 10 yılda 28 kez değiştiğini aktaran Çekç, araştırma sürecinin 4-5 yıl, yatırımın geri dönüşü süresinin ise yaklaşık 10 yıl olması nedeniyle sektörde öngörülebilirliğin hayati önem taşıdığını vurguladı. Türkiye’deki işletme izni verilen madencilik alanlarının ülke yüzölçümünün yalnızca binde 1.8’ini kapsadığını belirten Çekç, sektöre duyarsız olduğu yönündeki genel yargıların yatırımları engellediğini ifade etti. Çekç, mevcut koşullar iyileştirilmediği takdirde Türkiye’nin pazarlarını İran, Kazakistan, Özbekistan ve Afrika ülkelerine kaptırma ihtimalinin bulunduğunu yineledi.

Umut Rallas: “Bor ürünlerinde 100 milyar dolarlık potansiyel barındırıyor”

Turmet Madenilik Genel Müdür Yardımcısı Umut Rallas, Eskişehir Genç İş İnsanları Derneği önderliğinde 2023 yılında Eskişehir Bor Platformu’nu kurduklarını, kentin bor kaynaklarının yüksek katma değerli sanayi ürünlerine dönüştürülmesini hedeflediklerini aktardı. Rallas, “Bor madenini ton başına 500-600 dolara satmak yerine doğru teknoloji ve sanayi altyapısıyla 100 bin veya 250 bin dolarlık ürünler elde etme şansımız var. Dünya bor pazarı yaklaşık 4-5 milyar dolar seviyesindeyken, bordan üretilen ürünlerin değeri 60 milyar dolara, diğer ürünlerle birlikte ise 100 milyar dolara kadar ulaşabilmektedir. Sadece ham madde üretimi yeterli değildir; madenciliği entegre sanayi ile birleştirmek zorundayız. Aksi takdirde günümüzde tarımda karşı karşıya kaldığımız ithalat bağımlılığını yarın madencilikte de yaşayabiliriz” ifadelerini kullandı.

Bazı stratejik madenlerin yalnızca kısa vadeli kârlılık hesaplarıyla değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Rallas, bu ürünlerin jeopolitik üstünlük ve arz güvenliği açısından gerektiğinde kamusal desteklerle üretilmesi gerektiğini vurguladı. Son 10 yılda hem arama hem de işletme ruhsatlarının azaldığını belirten Rallas, mevcut işletmelerin gelecek kuşaklara devri ve sürdürülebilir yatırımlar için uzun vadeli bir madencilik politikası geliştirilmesi gerektiğine değindi.

Rüştü Bozkurt: “Büyük dönüşümü iyi analiz etmeliyiz”

EKONOMİ Gazetesi Yazarı Dr. Rüştü Bozkurt, dünyada yaşanan jeopolitik, teknolojik, ekolojik ve ekonomik dönüşümlerin hız kazandığını ifade ederek, en küçük işletmelerin bile bu gelişmeleri yakından takip etmesi gerektiğine dikkat çekti. Hürmüz Boğazı’nda meydana gelebilecek bir olayın Türkiye'deki enflasyon kadar geniş yankı uyandıracağını belirten Bozkurt, jeopolitiğin artık KOBİ’lerin günlük kararlarını doğrudan etkileyen bir unsur haline geldiğini ifade etti. Yapay zeka ve yarı iletken teknolojilerinin arkasında gelişmiş malzeme biliminin bulunduğunu belirten Bozkurt, Türkiye’nin yüzeysel bilgi yerine derin uzmanlığa, araştırma altyapısına ve uzun vadeli sanayi stratejilerine yatırım yapması gerektiğinin altını çizdi.

Metal sanayisi yeni yatırımlar için uzun vadeli kaynak bekliyor

Döküm ve metal işleme sanayisi temsilcilerinin katılım gösterdiği 11’inci, 12’nci ve 13’üncü meslek grubu toplantısında sermaye yetersizliği, teknoloji yatırımları, meslek eğitimi ve makine ithalatındaki ek vergiler gibi konular gündeme alındı. Sektör temsilcileri, üretim teknolojilerini yenilemek isteyen KOBİ’lerin mevcut finansman ve teşvik sistemi aracılığıyla gerekli yatırımları gerçekleştirmekte zorlandıklarını ifade etti.

Ümit Şapcı: “Meslek liseleri yeniden güçlendirilmelidir”

Sanayinin karşılaştığı en büyük sorunlardan birinin nitelikli iş gücü eksikliği olduğunu belirten Ümtes Çelik CEO’su Ümit Şapcı, meslek liselerinin yeniden üretim sisteminin merkezine alınması gerektiğini belirtti. Şapcı, “Almanya ve Çin’de üretim kültürü toplumun her kesimine yayılmakta. Türkiye'de ise sanayinin ihtiyaç duyduğu çalışma kültürü ve meslek yeterlilikleri giderek zayıflıyor. Meslek liselerinin eski değerine kavuşturulması, öğrencilerin üretimle daha erken buluşturulması ve sanayicilerin eğitim süreçlerine doğrudan katılımı gereklidir. Çalışabilecek yaştaki insanların üretimden kopmasına yol açan kararlar da yeniden gözden geçirilmelidir; çünkü sanayi bu noktada yetişmiş eleman bulmakta zorluk çekiyor” diye konuştu.

Eray Gönenl: “Makine yatırımındaki vergi yükü azaltılmalıdır”

Anot Group Yönetim Kurulu Üyesi Eray Gönenl, Almanya’daki ekonomik gücün temelini oluşturan KOBİ’lerin, teknoloji, verimlilik ve finansman gibi alanlarda güçlü bir destek aldığını ifade ederek; Türkiye'deki desteklerin ise yatırım ihtiyacını karşılamakta yetersiz kaldığını söyledi. Gönenl, “Türkiye’de KOBİ’lere yönelik birçok mekanizma mevcut, ancak sağlanan finansmanın teknolojik altyapıyı Avrupa düzeyine getirmeye yetmiyor. Ayrıca son dönemde CNC tezgahları ve enjeksiyon makineleri gibi üretim için kritik öneme sahip ekipmanların ithalatına yüzde 30 oranında ek gümrük vergileri getirildi. Yatırım teşvik belgesindeki gümrük vergisi muafiyetinin kaldırılması, sanayicinin makine yenilemesini daha da zorlaştırdı. Sadece KDV avantajı, mevcut koşullarda yeni yatırım kararını desteklemeye yeterli olmuyor” dedi.

Gürhan Albayrak: “Bina yerine Ar-Ge ve inovasyona yatırım yapılmalı”

AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak, toplantıya yalnızca siyasi kimliğiyle değil, sanayici ve ESO Meclis Başkan Yardımcısı olarak katıldığını belirterek; ekonomik sorunların çözümünde kamu politikalarının yanı sıra sanayicilerin yatırım tutumlarının da göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade etti. Geçmiş dönemlerde sağlanan finansmanın bir kısmının teknoloji ve üretim yatırımları yerine bina ve gayrimenkul yatırımlarına yönlendirildiğini vurgulayan Albayrak, “Devlet ve hükümeti eleştirdiğimiz kadar, bazen kendimizi de eleştirmemiz gerekiyor. Sanayiciler olarak bina yatırımları yerine Ar-Ge, inovasyon, teknoloji ve yeni ürün geliştirme konularına daha fazla yatırım yapmalıyız. Yapay zekadaki gelişmeler, önümüzdeki beş yıl içinde bazı sektörleri ortadan kaldırabilirken, bazılarını ise önemli ölçüde daraltacaktır. Bu dönüşüme hazırlanmak için işletmelerimizin teknoloji yatırımlarını artırması, ölçek problemini aşması ve sağlanan destekleri amacına uygun kullanması gerekiyor. Ekonomik kalkınmanın yalnızca finansmanla değil; eğitim, ticari ahlak, kurumsallaşma ve üretim kültürüyle birlikte ele alınması gerektiğine inanıyorum” dedi.

Bader Arslan: “Sanayinin ekonomideki payı artırılmalı”

EKONOMİ Gazetesi Yazarı Bader Arslan, Türkiye’de tüketimin hızla artarken sanayi üretiminin aynı ölçüde büyümediğini ve aradaki farkın giderek daha fazla ithalatla kapatıldığını belirtti. Eskişehir’in sanayi altyapısıyla Türkiye'nin öne çıkan üretim merkezlerinden biri olduğunu ifade eden Arslan, imalat sanayisinin kentin ekonomisindeki güçlerini son yıllarda daha da pekiştirdiğini belirtti. Arslan, “İhracatımız değer olarak artıyor gibi görünse de, ihraç ettiğimiz ürün miktarında azalmanın yaşandığını görmekteyiz. Üretim maliyetlerinin artışıyla birlikte kurdaki artışın enflasyonun altında kalması, firmaları döviz bazında fiyat artışları yapmaya zorlamakta. Bu durum, dış pazarlardaki rekabet gücümüzü zayıflatıyor ve ithalatın birçok sektörde hızla artmasına yol açıyor. Kalıcı bir büyüme sağlamak için sanayinin ekonomideki ağırlığını artıracak, yatırımı ve uzun vadeli istihdamı destekleyecek stratejilere ihtiyaç bulunuyor” ifadelerini kullandı.

Sanayici adil rekabet talep ediyor

Plastik, kauçuk, kimyasal ürünler ve yazılım alanlarında faaliyet gösteren 7’nci ve 8’inci meslek grupları toplantısında sanayi politikasındaki belirsizlikler, Uzak Doğu’dan yapılan ithalat, finansman maliyetleri ve üreticilerin karar alma süreçlerindeki etkililik tartışıldı. Sanayiciler, gümrük vergilerinden bağımsız olarak kalite, standart ve sertifika temelli koruma mekanizmalarının geliştirilmesini talep ettiler.

Hakan Kıraç: “Sanayi politikalarında öngörülebilirlik sağlanmalı”

KRC Elektromarket Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Kıraç, sanayicilerin uzun vadeli yatırım kararı alabilmeleri için net ve öngörülebilir bir ekonomi politikası gerektiğini belirtti. Kıraç, “Sanayici yatırımını bugünden yapıyor, ancak birkaç yıl sonra karşılaşacağı ekonomi ve sanayi politikası hakkında kesin bir bilgiye sahip değil. Finansmana erişimin zorlaştığı, maliyetlerin sürekli değiştiği ve kararların kısa sürelerde yenilendiği bir ortamda, işletmelerin gelecekteki planlamaları pek mümkün olmuyor. Üretim kesiminin taşıdığı yükleri, karar mekanizmalarında karşılık bulması, politikaların sektör temsilcileriyle birlikte oluşturulması gerekiyor. Sanayici, yalnızca destek değil, aynı zamanda önünü görebileceği istikrarlı bir ortam istemektedir” dedi.

Ahmet Kahveci: “Üretim kesimi yönetimde daha etkin olmalı”

Kahveci Ambalaj Genel Müdürü Ahmet Kahveci, sanayicilerin ülke ekonomisinin yükünü taşımalarına rağmen karar alma süreçlerinde yeterince etkili olamadıklarını vurguladı. Uzun yıllardır farklı ülkelerdeki sanayi yapılarını inceleyen Kahveci, “Sanayici kendi şirketinde önemli bir sorunla yüzleştiğinde veriyi toplar, problemi analiz eder ve çözüme yönelik adım atar. Ülke yönetiminde de üretim deneyiminin, mühendislik yaklaşımının ve alan bilgisi üzerinde daha etkin olması gerektiğini düşünüyorum. Sanayiciler, yalnızca kendi meselelerinde değil, ülkenin üretim ve rekabet gücünü belirleyen kararlarda da daha fazla sorumluluk üstlenmelidir. Bürokrasi ile üretim dünyası arasındaki bağlantı güçlendirilmeden kalıcı bir sanayi politikası geliştirmek kolay değildir” ifadelerini kullandı.

Fatih Özatay: “Enflasyonla mücadele, sadece para politikasıyla sınırlı kalmamalı”

EKONOMİ Gazetesi Yazarı Prof. Dr. Fatih Özatay, kalıcı fiyat istikrarı için yalnızca para politikasının yeterli olmayacağını belirterek, ekonomi yönetimi, iş dünyası ve çalışanların ortak bir irade geliştirmesi gerektiğini vurguladı. Türk lirasına olan güvenin güçlendirilmesinin enflasyonla mücadelenin temel şartlarından biri olduğunu belirten Özatay, yalnızca para politikasına dayalı bir programın faizleri uzun süre tutarak yatırım ve üretim kesimini baskılayabileceğini aktardı. Türkiye’nin geçmişte enflasyonu yüzde 70’lerden tek haneli seviyelere indirdiğini hatırlatan Özatay, güven, hukuk, kurumsal yapı ve kararlı ekonomi yönetimiyle benzer bir sonucun yeniden elde edilebileceğini vurguladı.

Gıda enflasyonu üretim sektörü üzerinde baskı yaratıyor

Gıda, yem, şekerleme, unlu mamuller ve ambalaj alanlarında yer alan firmaların katıldığı 3’üncü, 4’üncü ve 5’inci meslek grubu toplantısında tarımsal üretimin sürekliliği, yem hammaddelerine olan dışa bağımlılık, fiyat politikaları ve gıda enflasyonunun sanayi üzerindeki etkileri üzerinde duruldu. İthalata dayalı politikaların üreticilerin yatırım iştahını ve gıda arz güvenliğini zayıflattığına dikkat çekildi.

Fatih Çürükoğlu: “İthalat, üretimin yerini almamalıdır”

Eskişehirli iş insanı Fatih Çürükoğlu, bir üreticinin kazanç elde edemediği bir sektöre tekrar yatırım yapmasının mümkün olmadığını belirterek, zarar eden gıda şirketlerinin yalnızca kendi faaliyetlerini değil, tedarik zincirindeki diğer işletmeleri de olumsuz etkilediğine dikkat çekti. Çürükoğlu, “Bir işletme kâr elde ederse, vergisini ve sigorta primini ödeyerek istihdam yaratır ve bulunduğu çevrede katma değer oluşturur. Ancak üretici zarar ederken sürekli olarak ithalatla sorunu çözmeye çalışırsanız, yerli yatırımcı yeni kapasite oluşturmaz, yabancı yatırımcı da gelmez. Hayvancılıkta, beyaz ette, unlu mamullerde ve diğer gıda gruplarında üretimin sürdürülebilmesi için öngörülebilir ve kazanç odaklı bir piyasa yapısına acilen ihtiyaç var. ‘Dışarıdan alıp getiririz’ yaklaşımı kalıcı bir çözüm değildir” dedi.

Ali Ekber Yıldırım: “Tarım ve gıda alanında planlı üretime geçilmelidir”

Pandemi ve savaş dönemlerinin tarım ve gıdadaki üretimin stratejik önemini net bir şekilde gözler önüne serdiğini belirten EKONOMİ Gazetesi Yazarı Ali Ekber Yıldırım, Türkiye’nin ürün ve havza bazlı, sektör temsilcilerinin de karar alma süreçlerine dâhil olduğu kalıcı bir üretim planı oluşturması gerektiğini belirtti. Türkiye, tarımsal üretimde Avrupa’da ilk sırada, dünyada ise önde gelen ülkelerden biri olmasına rağmen gıda enflasyonunda dünya genelinde üçüncü sırada yer almasının önemli bir çelişki olduğunu belirtti. “Üretimimiz artarken gıda enflasyonunun yüzde 37’ye ulaşması, sistemin çözülmesi gereken sorunları olduğunu gösteriyor. Girdi maliyetlerinin artmasıyla birlikte fiyat baskısıyla karşılaşan gıda sanayicisi, ihracat yasakları ve aniden alınan dış ticaret kararları dolayısıyla pazar kaybı yaşamaktadır. Türkiye, zengin tarımsal ürün çeşitliliğini ham madde olarak değerlendirmek yerine, markalı ve yüksek katma değerli gıda ürünlerine dönüştürmesi gerekmektedir. Tarım ve gıdaya daha fazla önem verilmesi gerektiğini; üretimden sanayiye, ihracattan markalaşmaya kadar tüm zincirin uzun vadeli ve öngörülebilir bir politikayla yönetilmesi gerektiğini düşünüyorum” dedi.

Mobilya sektörü ölçek ve rekabet ile baş etmekte zorlanıyor

Çevre ve geri dönüşüm sanayisinden mobilya ile orman ürünleri temsilcilerinin bulunduğu 2’nci ve 6’ncı meslek grubu buluşmasında ölçek problemi, iç pazardaki daralma, ihracatta miktar kaybı, tasarım eksiklikleri ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması üzerinde tartışmalar oldu. Sektör temsilcileri, mobilya sanayisinin yüksek istihdam ve dış ticaret fazlasına rağmen mevcut ekonomi programından en çok etkilenen üretim kollarından biri olduğunu ifade etti.

Hakan Korkmaz: “Mobilya sektöründeki 49 bin işletmenin 45 bini mikro ölçekli”

Eskişehir Mobilya Sanayi İş Kümelenmesi (ESMOS) Başkanı Hakan Korkmaz, Türkiye'de mobilya ve orman ürünleri sektöründe faaliyet gösteren yaklaşık 49 bin işletmenin 45 bininin mikro ölçekli olduğunu vurgulayarak, bu durumun rekabet ve verimlilik sorunları doğurduğunu belirtti. Korkmaz, “Mobilya ve orman ürünleri sektörü 252 bin kişiye istihdam sağlamakta, 14 milyar dolarlık ciro ve 5 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirmekte. Yaklaşık 3,76 milyar dolarlık dış ticaret fazlası veren sektör, ekonomiye ciddi katkılarda bulunuyor. Buna rağmen, mevcut ekonomik koşullar nedeniyle tekstil ve inşaat sektörlerinin ardından en fazla etkilenen üçüncü sektör durumundayız. Dünya mobilya ticareti 311 milyar dolar seviyesindeyken, Türkiye’nin aldığı pay yalnızca yüzde 1.6 civarında kalıyor. Son yıllardaki döviz kurları ve maliyet baskısı nedeniyle dünya sıralamasında 9’unculuktan 13-14’üncü basamağa geriledik” dedi.

Mobilya ihracatındaki artışa rağmen miktar bazında bir daralmanın yaşandığına dikkat çeken Korkmaz, artan fiyatların Türkiye'nin rekabetçiliğini zayıflattığını kaydetti. İç pazardaki taksit sınırlamasının da satışları olumsuz etkilediğini belirten Korkmaz, ortalama geliri 87 bin lira olan bir ailenin 250-300 bin lira değerindeki mobilya ihtiyacını dokuz taksitte karşılamanın imkânsız olduğunu vurguladı.

Ömer Benli: “Karbon düzenlemesine hazırlıklı olmalıyız”

Benli Geri Dönüşüm Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Benli, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın yalnızca ilk aşamada kapsama alınan sektörleri değil, ihracat zincirinin tamamını etkileyeceğini belirtti. Benli, “Bir işletmenin doğrudan ihracatçı olması, bu düzenlemenin dışında kalacağı anlamına gelmiyor. İhracat yapan bir firmaya veya uluslararası bir markanın tedarikçisine ürün veriyorsanız, ürettiğiniz ürünün emisyon karnesini hazırlamak zorundasınız. Ürün içerisindeki geri dönüştürülmüş malzeme oranları kademeli olarak artırılacak; emisyon belgelendirmesi yapmayan işletmeler ise sınırda ek vergi ile karşılaşacak. İşlerin yavaşladığı bu dönemi, hazırlık için kullanmalı ve üretim sistemlerini düzenlemelere uygun hale getirerek, ihracatta vergi yükü ile karşılaşmadan devam etmeliyiz” dedi.

Ertuğrul Tezgören: “Rekabet, tasarım yoluyla sağlanmalıdır”

Otto Mobilya Yönetim Kurulu Başkanı Ertuğrul Tezgören, sadece fiyat üzerinden Çin gibi yüksek ölçekli üreticilerle rekabet etmenin mümkün olmadığını belirterek, Eskişehir mobilya sektörünün tasarım ve iş birliğine odaklanması gerektiğini ifade etti. Tezgören, “Her ürünün bir pazarı var ancak o pazara ulaşmak için rakiplerden farklı ve kaliteli işler çıkarmak gerekir. Çin’in çok sayıda makineyle üretim yapan fabrikalarıyla aynı yöntemlerle rekabet edemeyiz. Bizim rekabet gücümüz tasarımı, kalitesiz ürünleri değil, özgün ürünlerden gelir. Eskişehir geçmişte Türkiye’nin önemli mobilya merkezlerinden biri oldu fakat tasarım eksikliğinin yanı sıra birlikte hareket etme yeteneğimizin azalması nedeniyle geride kaldık. Ortak bir tasarım merkezi ve güçlü bir eğitim altyapısı kurmadan büyümemiz kolay olmayacaktır” şeklinde konuştu.

Hakan Güldağ: “Sektör yeni bir yapısal dönüşüm sürecine ihtiyaç duymaktadır”

EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, Türkiye mobilya sektörünün dünya ticaretindeki payının 2001 yılında binde 3 seviyesinden yüzde 1.6-1.7’ye çıkarılmasının önemli bir başarı olduğunu belirtti. Ancak, sektörün döviz kurları, maliyet ve ölçek sorunları nedeniyle kazanımlarını kaybetme riski ile karşı karşıya olduğunu ifade eden Güldağ, şirketlerin konsolidasyonu ve ölçek ekonomisine geçiş için devlet destekli bir yapısal dönüşüm programına ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Enflasyon oranının yüzde 30 seviyesinde sabitlendiğini ve sıkı para politikasının bir süre daha devam etmesinin beklendiğini belirten Güldağ, faiz ve kur politikalarında önemli bir değişiklik öngörülmediğini aktardı. Emek yoğun sektörlere yönelik sınırlı destek hazırlıklarının bulunduğunu dile getiren Güldağ, mobilya sektörünün de istihdam yapısı nedeniyle bu kapsama alınabileceğini ifade etti. Türkiye’nin mobilya ithalatının son beş yılda iki katına çıktığını ve Orta Doğu pazarındaki daralmanın yanı sıra Çin rekabetinin ihracat üzerinde yeni baskılar oluşturabileceğine dikkat çekti.

Otomotiv ve makine sanayisinde yerlileşme talep ediliyor

Makine imalat sanayisi ile havacılık ve otomotiv yan sanayi temsilcilerinin katıldığı 14’üncü ve 15’inci meslek grubu toplantısında kur baskısı, yüksek işçilik maliyetleri, ithal makine ve kesici takımlara bağımlılık, finansmana erişim ve nitelikli personel açığı gibi meseleler kapsandı. Sanayiciler, Türkiye’de üretilen ticari araç ve otomobillere yönelik teşviklerin iç pazarı ve tedarik sanayisini canlandırabileceğini ifade etti.

Ahmet Arıkan: “Yerli araç üretimi teşvik edilmelidir”

Arıkan Otomotiv Genel Müdürü Ahmet Arıkan, motorlu taşıtlar sektörünün ciddi bir daralma yaşadığını, Türkiye'deki üretimi artıracak düzenlemelerin acilen devreye alınması gerektiğini belirtti. Arıkan, “Ticari araç üretiminin büyük bir kısmı Avrupa’dan Türkiye’ye kayıyor. Ford Trucks, MAN ve Mercedes gibi üreticilerin faaliyetleri sadece ana fabrikaları için değil, bu kuruluşlara parça ve makine sağlayan geniş bir tedarik zinciri için de hayati öneme sahiptir. Trafikte eski ticari araçlara yönelik yaş sınırının kademeli olarak düşürülmesi, hem karbon salınımını azaltır hem de yerli üretimi destekler. Aynı zamanda Türkiye’de üretilen otomobillere belli oranlarda ÖTV avantajı sağlanması fabrikaların kapasite kullanım oranını ve yan sanayinin siparişlerini olumlu yönde etkileyecektir” dedi.

Sinan Musubeyli: “Havacılık sanayisi önümüzdeki birkaç yılı sağlıklı bir şekilde geçirmelidir”

EJS Eskişehir Jant ve Makina Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı Sinan Musubeyli, finansmana erişimdeki zorlukların makine yatırımlarını durma noktasına getirdiğini ve küresel hammadde tedarikindeki sorunların havacılık yan sanayisinde parça sayısını ve kapasite kullanımını düşürdüğünü aktardı. Çin rekabetinin, Avrupa’daki korumacı politikaların ve Gümrük Birliği’nin güncellenememesi nedeniyle sektörde belirsizlikler artmaktadır. Musubeyli, “Eğer artık yatırım yapmıyorsak, bilanço raporlarımızda makine borcunu göremiyor hale geldik. Havacılık alanında hammadde tedarikinin azalması, ana üreticilerin üretim sayılarını, dolayısıyla yan sanayiye yansıyan iş miktarını da olumsuz etkiliyor. Ancak, yerli İHA ve SİHA projeleriyle birlikte daha yüksek üretim adetleri ile Eskişehir’deki havacılık firmaları açısından önemli fırsatlar sunuluyor. TEİ’nin yerli motor ve parça üretimindeki gelişmelerle birlikte özgün projelerden daha fazla iş alabileceğimize inanıyorum. Bizim öncelikli hedefimiz kalıcı hale gelen sorunlarla baş ederek, önümüzdeki yılları kayıplar yaşamadan geçirmek” dedi.

Adnan Canseven: “Stratejik üretim girdilerinde dışa bağımlılığımız sürüyor”

Aycan Havacılık Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Canseven, havacılık ve savunma sanayisinde kullanılan tezgâh, kesici takım, ölçüm cihazları ve üretim sıvılarının önemli bir kısmının yurtdışından temin edildiğini dile getirdi. Canseven, “Yüksek hassasiyetli üretim için gerekli tezgah, kesici takım, ölçüm cihazı ve kullandığımız bor yağını yurtdışından almak zorunda kalıyor. Tedarikçi her fiyat artışı geldiğinde maliyetlerimiz yükseliyor ancak bu artışı müşteriye aynı düzeyde yansıtamıyoruz. Basit bir kumpastan mikrometre hassasiyetindeki ölçüm sistemlerine kadar stratejik üretim araçlarında yurtdışına bağımlıyız. Eskişehir’in havacılıkta kalıcı bir üretim merkezi olabilmesi için bu girdilerin yerlileştirilmesine yönelik ortak bir program oluşturulması şart” dedi.

Nitelikli iş gücü maliyetlerinin firmaların en büyük gider kalemlerinden biri haline geldiğini aktaran Canseven, buna rağmen yetişmiş çalışan bulmanın zorluğuna da dikkat çekti. Üniversite, sanayi ve tarım arasında iş birliğini “altın üçgen” biçiminde tanımlayan Canseven, güneş enerjisi başta olmak üzere yerli enerji kaynaklarının tarımsal ve endüstriyel üretimde daha etkin kullanılması gerektiğini ifade etti.

Davut Sevgcan: “2026 ve 2027, ayakta kalma dönemi olacak”

Köklüce Makina Yönetim Kurulu Başkanı Davut Sevgcan, yurt dışına yönelik tarım makinesi parçalarında siparişlerin olumlu seyrettiğini, ancak iç pazarda finansman ve kalifiye eleman sıkıntıları yaşandığını söyledi. Sevgcan, “Yurt içinde iş makineleri kanadı hareketli olsa da, çiftçinin traktör alım gücü kalmadığı için traktör pazarı ciddi şekilde daraldı. Kâr marjımızın düşmesi ve finansman maliyetlerinin artması yüzünden yatırımlarımızı durdum. Biz, 2026 ve 2027’yi kâr yılı değil, ayakta kalma dönemi olarak değerlendiriyoruz. Bu süreçte küçülmeden faaliyetini sürdürebilen sanayicinin başarılı olacağı bir ortama doğru gidiyoruz” dedi.

Ömer Faruk Çiftçi: “Makine, teknoloji ve yazılım ile birlikte düşünülmelidir”

Toplantıya konuşmacı olarak katılan EKONOMİ Gazetesi Bölgeler Koordinatörü Ömer Faruk Çiftçi, otomotiv ve makine sektörlerinde finansmana erişim ile yüksek maliyetlerin en önemli riskler olduğunu vurguladı. Avrupa sanayisindeki durgunluk ve Çinli üreticilerin sunmuş olduğu yüksek kâr marjlarının Türk firmalarının pazarlarını daralttığına işaret eden Çiftçi, bazı Türk makine üreticilerinin Avrupa’daki temsilcilerinin Çinli markalara yöneldiğini bildirdi. Savunma, havacılık ve enerji yatırımlarının Türkiye için önemli fırsatlar sunduğunu belirten Çiftçi, makinenin artık sadece mekanik bir ürün değil, aynı zamanda teknoloji, yazılım ve hizmet bütünü olarak da değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.