Elazığ Haber Ajansı

Dezenflasyon Sürecinde İhracat Geliri Dengesiz! Maliyet Artışı Neler Getiriyor?

AHMET USMAN - DUYGU GÖKSU / İZMİR

Ege İhracatçı Birlikleri (EİB), EKONOMİ Gazetesi işbirliği ile 2019'dan beri düzenlediği Ege İhracat Buluşmaları'nın 14.'sünü İzmir'de gerçekleştirdi. EİB’nin hizmet binasında gerçekleştirilen etkinliğe birçok sektörden ihracatçılar ve EİB bünyesindeki birliklerin yöneticileri katıldı. Açılış konuşmasında, enflasyonun direncini korumakla birlikte faiz oranlarının da yatırımcılar için büyük bir engel oluşturduğunu anlatan EİB Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, döviz kurlarının enflasyon verilerinin gerisinde kaldığını belirtti ve ihracatçıların bu üç engel ile adeta üç adım atlama sporcusu gibi mücadele ettiğini ifade etti.

Ege İhracat Buluşmaları’nın ilk kez düzenlendiği 2019’dan bu yana Türkiye ve küresel piyasalarda önemli değişimler yaşandığını vurgulayan Öztürk, “Bu süreçte pandemi nedeniyle küresel tedarik zincirleri kırılırken, dünya tedarikte Uzak Doğu’ya olan bağımlılığını sorgulamaya başladı. Bu dönemde Türkiye, stratejik konumu, üretim kapasitesi ve Avrupa’ya yakınlığı ile önemli bir tedarik merkezi haline geldi. Bu fırsatları ihracat rakamlarımızda da gözlemledik. Türkiye’nin toplam ihracatı 169 milyar dolardan 225 milyar dolara yükseldi. Fakat asıl mesele bu fırsatı yakalamak değil, onu sürdürülebilir kılabilmektir. Pandemi sürecinde edindiğimiz birçok müşteriyi ve ticari imkanı, sonrasındaki yüksek enflasyon, artan üretim maliyetleri ve rekabet gücündeki düşüş nedeniyle kalıcı hale getiremedik.” dedi.

“Kaybettiklerimizi düşünmekten ziyade yeni fırsatlara yoğunlaşmalıyız”

Öztürk, ihracatçıların son dört yılını büyük ölçüde enflasyon odaklı zorluklarla geçirdiğine dikkat çekerek, “Artık geriye dönüp kaybettiklerimizi tartışmaktan çok, gelecekteki fırsatlara yoğunlaşmalıyız. Zira dünya yeniden şekilleniyor. Küresel tedarik zincirleri yeniden inşa ediliyor. Artık dünya yalnızca düşük maliyetli tedarikçiler aramıyor; güvenilir, kaliteli, sürdürülebilir ve yakın tedarikçileri de dikkate alıyor. Bu da Türkiye için büyük bir fırsat sunuyor. İhracatçılarımızın üretim yapabileceği, rekabetçi koşullar altında uzun vadeli планlar kurabileceği bir ekonomik ortama ihtiyacımız var. Çünkü ihracatçılar sadece ürün satmakla kalmaz; aynı zamanda üretim yapar, istihdam yaratır ve ülkemize döviz kazandırır; Türkiye’nin uluslararası alandaki güç simgesi olurlar.” şeklinde konuştu.

Ülkenin potansiyelinin oldukça yüksek olduğunu belirten Öztürk, “Üretim kapasitemiz sağlam. En önemlisi, küresel pazarların en zorlu alanlarında rekabet etmeye hazır güçlü bir ihracatçı camiamız var. Doğru koşullar sağlandığında, Türk ihracatçısı yeniden büyük başarılar elde edecek ve bu kez elde ettiği fırsatları kalıcı hale getirecektir. Ancak, enflasyonun direncini canlı tutarken, faiz oranları da yatırımcıların karşısında ciddi bir engel olmaya devam ediyor. Döviz kurları enflasyon değerlerinin gerisinde kalıyor. İhracatçılar olarak, döviz kuru, faiz ve enflasyon ile adeta üç adımlı bir zıplama mücadelesi veriyoruz. İhracatımız son altı çeyrektir Türk ekonomisini büyütmeye katkı sağlamıyor. Son çeyrekte sınırlı bir 0,6 katkı sunduk. 2022’de imalat sanayimizin Gayri Safi Millî Hasıla’daki payı yüzde 22 iken, bugün bu oran yüzde 15’e kadar düştü. Sağlıklı bir ekonomi için büyümenin sanayi ve ihracat ile desteklenmesi şart. Bu dar boğazdan çıkmamız için bir yol bulmamız gerekiyor. Yoksa kaybeden yalnızca Türk ihracatçısı olmayacaktır.” görüşünü paylaştı.

İhracatçıların ülke ekonomisinin yüzde 25'ini temsil ettiğini vurgulayan Muhammet Öztürk, “Toplumsal refah için ihracatımızın önündeki engelleri kaldırmalıyız. EİB olarak son dört yıldır 18,5 milyar dolarda sekteye uğramıştık. Fakat geçtiğimiz yıl ilk kez 19 milyar doları aştık. Ama ihracat artışımız sınırlı olarak yüzde 4 düzeyinde. Bu yılın ilk sekiz ayında yüzde 5’lik bir artışla 12 milyar 784 milyon dolarlık bir ihracat gerçekleştirdik. İhracatımızın büyümeye katkı sunabilmesi için çift haneli artışlar kaydetmesi şart. Bunun için yüksek faiz ve düşük kur sıkıntısından kurtulmalıyız. Türk Eximbank’ın günlük 5 milyar TL olan reeskont kredi limitleri 6 milyar TL’ye çıkarılmalı. Emek yoğun sektörlerdeki istihdam desteği 3 bin 500 TL’den 5 bin TL’ye yükseltilmeli. Tarım sektörü için bu yılki yüksek verimin katma değere dönüşmesi amacıyla ihracatçılara uygun finansman modelleri ile destek sağlanmalıdır. Aksi takdirde, üreticimizin ve ihracatçımızın emekleri heba olacaktır.” ifadelerini sarf etti.

“OVP, zorlu dönemlerin habercisi”

İş dünyasının her yıl açıklanan Orta Vadeli İstikrar Programı’nda (OVP) tek haneli enflasyon hedefinin bir yıl geriye çekilmesinin alışıldık bir durum haline geldiğini belirten Öztürk, “Ancak, geçtiğimiz pazar günü açıklanan OVP’de tek haneli enflasyon hedefinin iki yıl geri atıldığını görmek, bizi zor yılların beklediğinin işareti oldu. 2025’te başlatılan OVP’de tek haneli enflasyon için 2027 hedefi belirlenmişken, son OVP’de bu hedef yüzde 9 olarak 2029’a ertelendi. Önceki OVP’de 2026 yılı için enflasyon hedefi yüzde 16 olarak açıklanmıştı, şimdi ise bu oran yüzde 28,4 olarak güncellendi. OVP, enflasyonla mücadele ile üretim, yatırım ve ihracatı bir arada ele almakta önemli bir yere sahip. Ayrıca büyümenin tüketim yerine üretim ve yatırım ekseninde şekillendirilmesi gerektiği yönündeki duruşu da doğru buluyoruz.” şeklinde değerlendirdi.

Öztürk, OVP'de 2029 için 450 milyar dolarlık mal ve hizmet ihracat hedefinin yer aldığını hatırlatarak, “Bu hedefe ulaşacak yeterlilikte bir üretim altyapımız, girişimcimiz ve ihracatçımız mevcut. Ancak, yıllık ortalama yüzde 3,5-4 düzeyindeki ihracat artışını işaret eden bu hedefin, ihracatın büyümeye katkısının sınırlı kalacağı anlamına geldiği unutulmamalıdır. Ağustos 2026 itibarıyla yıllık ihracatımızın 280 milyar dolara varmış olması, ihracatçılar olarak zorlu küresel koşullara rağmen üretmeye ve dış pazarlarda mücadele etmeye devam ettiğimizin bir göstergesidir. İhracat rakamlarımız, teknolojik alandaki yükselecek trendin de göstergesi. Ancak 450 milyar dolarlık hedefe ulaşabilmek için, ihracatçının rekabet gücünü destekleyecek bir maliyet ve finansman ortamına ihtiyacımız mevcut. Enflasyonu düşürmek hepimizin ortak hedefidir. Ancak dezenflasyon sürecinde maliyet artışları ve ihracat gelirleri arasında bir dengenin sağlanması da önemlidir. Dezenflasyon programının başarısının önemli göstergelerinden birinin, üreticinin ve ihracatçının rekabet gücünü koruyabilmesi olduğunu düşünüyoruz. OVP’nin yönü konusunda doğru bir yaklaşım var. Enflasyonu düşürürken, üretimden, yatırımdan ve ihracattan vazgeçmemeliyiz.” diye aktardı.

“Türkiye verimli bir şekilde büyümeli”

Toplantının soru-cevap bölümünde dinleyiciler de konuya ilişkin görüşlerini sundular.

EİB’nin önceki dönem Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, dezenflasyon sürecinin artık sanayi sektörüne zarar vermeye başladığını vurgulayarak, “Sanayicinin bugün geçici çözümlerle idare etmesi yeterli değil, hemen dünya ile uyum sağlayacak yatırımlar yapması gerekiyor. Mevcut tesislerin bu haliyle bir yıl daha çalışması mümkün, ama sonrasında sanayimizi kaybetme riskiyle karşı karşıyayız. Eğer yenilenmezlerse, mevcut yatırımlar 2-3 yıl içinde hurda olacak, çünkü rekabet koşullarında sıkıntı yaşayacağız. Sanayicilere destek verecek yeni modeller oluşturulmalı. Bunu biz değil, yöneticilerimiz sağlamalı. Sadece büyümek yeterli değil; Türkiye’nin daha verimli bir şekilde büyümesini sağlamalıyız. Eğer yalnızca hizmetle büyümeyi planlıyorsak, durmalı ve büyümemeliyiz.” şeklinde konuştu.

EİB Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (EDDMİB) Başkanı Fatih Uysal ise katma değerli ihracatın önemine vurgu yaptı. Uysal, katma değerli ürünlerin pazarda karşılık bulduğunu, ancak bunun arkasında devlet aklı ve planlamasının bulunması gerektiğini bildirdi.

Ekonomideki sorunların 2021 yılından beri devam ettiğini belirten EDDMİB’nin önceki dönem başkanı Yalçın Ertan, bu süre uzadıkça zararın arttığını ve tüm sektörlerde üreticilerin üretimden uzaklaştığını ifade etti.

SOCAR Türkiye Refineri Petrokimya İş Birimi Danışmanı Dr. Mevlüt Çetinkaya ise Türkiye'nin mevcut pazarlarını daha az gelişmiş ülkelere kaptırmaya başladığını, dolayısıyla kurumların kendi içinde yenilenmeye ihtiyaç duyduğunu aktardı.

Mali Müşavir ve Bağımsız Denetçi Veysel Kapukaya, devletin verdiği desteklerle özel sektörü yönlendirdiğini, ancak firmaların bu desteklerden yeterince verimli faydalanmadığını belirtti.

“Sıkı para politikası, reel sektörde tahribat yaratıyor”

Toplantı kapsamında gerçekleştirilen panelin moderatörlüğünü EKONOMİ Gazetesi Genel Koordinatörü Vahap Munyar üstlenirken, EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ ve Yayın Kurulu Başkanı Dr. Şeref Oğuz, hem yurt içindeki hem de dünya ekonomisinin mevcut durumu hakkında fikirlerini paylaştılar.

EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Güldağ, “2027 için belirlenen enflasyon tahmininin yüzde 21 olması, Merkez Bankası'nın faiz indirimlerinde acele etmeyeceğini gösteriyor. Piyasada genel bir beklenti, politika faizinin yüzde 35 civarında oluşacağı yönünde. Ancak yılsonunda en fazla yüzde 34 civarında bir yerde politika faizinin oluşacağını öngörüyorum.” dedi.

Uygulanan sıkı para politikası nedeniyle talebin giderek daralmaya başladığını ifade eden Güldağ, “Bu, tüketici enflasyonunun artış hızını yavaşlatmakta ama bu politikanın reel sektörde yarattığı tahribat da önemli bir sorundur. Süre uzadıkça bu tahribat giderek ciddi boyutlara ulaşıyor. Sosyolojik ve psikolojik olarak herkes adeta patlayacak bir noktaya yaklaşıyor.” diye ekledi.

Hükümet kanadı, ‘seçimleri dikkate almadan bu programı hazırladık’ ifadeleri kullanılsa da, 2027 yılı sonunda bir erken seçimin gündeme gelmesinin mümkün olduğunu belirten Güldağ, “Ancak bir erken seçim olsa bile geçmişte olduğu gibi bol miktarda ucuz kredilere dayalı bir seçim ekonomisi beklenmemelidir. Böyle bir adım, döviz kurlarında patlamaya neden olur ki bu da krize yol açar. Seçim döneminde yapabilecekleri tek şey, emekliye ve asgari ücrete yapılacak ekonomik desteklerle sınırlı kalacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.

Şeref Oğuz: "Enflasyon, bir gelir aktarım mekanizması hâline geldi"

Enflasyon sorununun sadece ekonomik bir mesele değil, aynı zamanda ahlaki ve sosyolojik bir çürümeyi gösterdiğini belirten Yayın Kurulu Başkanı Dr. Şeref Oğuz, “Türkiye, erkenden sanayisizleşme riskiyle karşı karşıyadır. Üretimin ihmal edilmesi ve kaynakların yalnızca betona ve tüketime aktarılması oldukça yanlış bir yaklaşımdır. Ekonomik kurtuluş, geçici çözümlerle değil, üretim anlayışının yeniden canlandırılması ve kaynakların verimli kullanılmasıyla mümkündür.” sözüne dikkat çekti.

Oğuz, “OVP'yi ciddiye alanlar çoğunlukla kendileri. Önümüzdeki hafta ne televizyonlardan ne de gazete sayfalarından bunları göreceğinizden şüphem yok, unutulup gidecektir. Enflasyonun düşmesi ve tek haneli rakamlara ulaşmak ise artık başka bir bahara, yani 2030'lara kalacak gibi görünüyor. Enflasyonun gerilemesi benim için öncelikle bir niyet meselesidir. Ancak bu konuda gerçekten bir niyet var mı, bunu merak ediyorum. Enflasyonun Türkiye’de düşmeyeceğini ve uzun süre direnç göstereceğini düşünüyorum, çünkü sürekli petrol fiyatlarına yapılan zamlar, hastane ücretlerindeki artış gibi unsurlar enflasyonu beslemektedir. Enflasyon, artık bir gelir aktarım mekanizması haline geldi.” ifadelerini kullandı.

Vahap Munyar: "Son yıllarda öngörülebilirlik yok"

EKONOMİ Gazetesi Genel Koordinatörü Vahap Munyar, ekonomi yönetiminin OVP’nin öngörülebilir bir ortam sunduğunu söyleyemesine karşın, son yıllarda Türkiye ve dünya genelinde hiçbir şekilde öngörülebilirlik söz konusu olmadığını vurguladı ve, “Yıl sonu enflasyonu yüzde 16'dan yüzde 28,4'e revize edildi. Bu kadar büyük bir fark düşündürücüdür.” diye konuştu.