Elazığ Haber Ajansı

Biyodönüşüm Nedir? Plastik Kirliliği ile Mücadelede Etkili Bir Çözüm Mü?

FERZAN ÇAKIR

Plastik tüketimini azaltmak, yenilikçi ürünleri yeniden kullanmak ve atıkları geri dönüşüme kazandırmak temel amaçlar arasında. Ancak bu dönüşüm sürecinde doğaya karışan ve toplanamayan plastikler için bir ara çözüm bulmak mümkün mü?

Temiz Dünya Çevre Teknolojileri, Polymateria'nın plastik üretiminde geliştirdiği biyodönüşüm teknolojisinin 2023 yılından itibaren Türkiye'deki temsilcisi olmaktadır. Bu yenilikçi katkı, ambalaj üretimi aşamasında plastik hammaddesine ekleniyor. Amaç, ürünün kullanımı sırasında dayanıklılığını korumak. Böylece, doğaya karıştığında uygun koşullar altında mikroorganizmalar tarafından parçalanabilir bir yapı elde etmiş oluyoruz. Bu teknoloji, polietilen ve polipropilen gibi yaygın plastik türlerine uygulanabiliyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın Mart 2026'da görüşe açtığı Tek Kullanımlık Plastiklere İlişkin Yönetmelik Taslağı, yeni kısıtlamaları beraberinde getiriyor. Türkiye bu süreçte biyodönüşümün geçici bir çözüm olup olamayacağını Temiz Dünya Çevre Teknolojileri Genel Müdürü Orkan Uzunyayla ile değerlendirdik. Uzunyayla, şirketin vizyonunu plastik kullanımını azaltma hedefi üzerinden açıklıyor: “Biz kesinlikle plastik kullanımını sürdürün, zira biyodönüşür demiyoruz. Önceliğimiz, plastik tüketimini azaltmak, yeniden kullanma imkanları sağlamak ve geri dönüşüm yapmaktır. Biyodönüşüm, bu süreçlerin dışında kalan plastikler için ek bir güvenlik katmanı oluşturuyor.”

Katkı, üretim esnasında ekleniyor

Bu teknoloji, üretim aşamasında plastik hammaddesine yaklaşık yüzde 2 oranında bir katkı karışımının ilave edilmesiyle hayata geçiriliyor. "Masterbatch" olarak adlandırılan bu katkı karışımı, plastiğin uygun çevre koşullarında biyolojik olarak parçalanabilmesini sağlamak için hammadde ile birlikte üretiliyor. Bu sayede uygulama, çevredeki mevcut plastik atıkların üzerine eklenmiş bir madde olmaktan öte, ürünün en baştan bu katkıyla üretilmesine dayanıyor. Orkan Uzunyayla, teknoloji ve mevcut üretim hatlarının entegrasyonu konusunda şunları ekliyor: “Yaklaşık yüzde 2’lik katkı ile mevcut üretim süreçlerine dahil edilebileceği için üreticilerin tamamen yeni bir üretim hattı kurmasına gerek yok.”

Bir ambalaj örneği üzerinden ifade edildiğinde, şirketin ana hedefi, ürünün raf ömrü boyunca görevini sürdürebilmesi, kullanıldıktan sonra toplanarak geri dönüşüme kazandırılmasıdır. Eğer toplanamazsa ve doğaya karışırsa, uygun koşullarda plastiği oluşturan uzun molekül zincirlerinin parçalanarak mumsu bir maddeye dönüşmesini sağlamak. Ardından, bu maddenin topraktaki mikroorganizmalar tarafından tüketilmesi hedefleniyor. Uzunyayla, raf ömrünün kullanım ihtiyacına göre ayarlanabileceğini belirterek, toplama sistemlerinin dışında kalan atıklara dikkat çekiyor: “En etkili toplama ve geri dönüşüm sistemlerinde bile tüm plastiklerin sisteme girmesi mümkün değil. Bazı nedenlerle atık yönetim sisteminin dışına çıkan ve doğaya karışan plastikler maalesef mevcut.”

OECD verilerine göre, 2019 yılında dünya genelinde oluşan 353 milyon ton plastik atığın yalnızca yüzde 9'u geri dönüştürüldü. Aynı yıl yaklaşık 22 milyon ton plastik çevreye karıştı. Uzunyayla, bu nedenle toplama sistemlerinin dışında kalan plastiklerin kalıcılığını azaltacak teknolojilerin Türkiye'nin döngüsel ekonomi politikasında yer bulmasını istediğini vurguluyor. Ayrıca, çevreye karışan plastiklerin bir kısmının su kanallarıyla denizlere taşındığını ifade eden Uzunyayla, karasal ortamdaki kalıcılığın azaltılmasının denizlerdeki plastik kirlenmesini de en aza indirebileceğini düşünüyor. Ancak teknolojinin denizdeki plastikleri parçalamaya yönelik bir amaç taşımadığını da belirtiyor.

Bilimsel araştırmalar ne diyor?

Teknolojinin bilimsel dayanakları hakkında Orkan Uzunyayla, Nature Portfolio bünyesindeki npj Materials Degradation dergisinde yayımlanan bir çalışmaya dikkat çekiyor. Bu araştırmada, bu teknoloji ile üretilen plastiklerin belirli koşullarda biyolojik olarak parçalanabileceğine dair veriler bulunduğunu kaydediyor. Polymateria ile işbirliği yapan araştırmacıların da çalışmaya dahil olduğunu belirterek, “Bu çalışmayı hakemli akademik bir çalışma olarak değerlendirmekle birlikte, bağımsız bilimsel doğrulama sayılmaz” diyor.

Şirketten edinilen bilgilere göre, teknoloji Türkiye'de ticari olarak kullanılmaya başlanmış. Uzunyayla, “Bugüne kadar 20’den fazla büyük tek kullanımlık plastik üreticisinin bu teknolojiyi kullanarak üretim yaptığını görmekteyiz. Bu firmalardan bazıları ihracat yaparken, belirli yerli markalar da teknolojiyi ürünlerine entegre etmeye başladı” diyor. Türkiye açısından esas konu, plastik tüketiminde azalma sağlarken aynı zamanda toplama sistemlerinin geliştirilip geliştirilemeyeceği. Bunun yanıtı ise biyodönüşüm teknolojisinin çevresel faydasının, geri dönüşüme olan etkisinin ve mevzuata uygunluğunun titizlikle incelenmesine dayanıyor. Uzunyayla, bu konunun titiz bir gözden geçirilmesi talebinde bulunarak şunları vurguluyor: “Biz herhangi bir teknolojinin doğrudan mevzuata entegre edilmesini istemiyoruz. Öncelikle, teknolojinin bilimsel, teknik ve çevresel açıdan detaylı bir değerlendirmesini talep ediyoruz.” Bakanlığın ilgili birimleri, TÜBİTAK, TSE, TÜRKAK, üniversiteler ve geri dönüşüm sektörü, bir araya gelerek ortak çalışma yürütmesi gerektiğini belirtirken, uygun bulunması halinde farklı ürün gruplarında pilot uygulamaların gerçekleştirileceğini ifade ediyoruz.

Geri dönüşüm sorumlulukları devam ediyor

“Nasıl olsa yok oluyor” düşüncesinin plastik tüketimini artırma ihtimali, tartışmalara zemin hazırlıyor. “Biyodönüşüm, tüketicinin geri dönüşüm sorumluluğunu ortadan kaldırmaz” diyen Uzunyayla, bu teknolojiyi bir plastik kullanım izni olarak görmediklerini belirtiyor. Hedeflerini ise şu şekilde anlatıyor: “Biyodönüşüm teknolojisinin hangi ürünlerde, hangi şartlarda ve hangi standartlarla kullanılabileceğini net bir biçimde ortaya koymak istiyoruz.”