10 Eylül 2026 Perşembe

AfD Zaferi Avrupa'da Şok Dalgası Yarattı! Almanya'daki Aşırı Sağın Türkiye Üzerindeki Etkileri

Almanya'nın Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde aşırı sağcı olarak değerlendirilen Almanya için Alternatif (AfD) partisinin birinci gelmesi, sadece Alman siyaseti değil, Avrupa'nın siyasi geleceği açısından da dikkat çekici bir dönemeç olarak nitelendiriliyor.

AfD, bu seçimle birlikte eyalet tarihindeki en yüksek oy oranına ulaşarak, 2. Dünya Savaşı sonrası Almanya'da aşırı sağın yükselişini ilk defa bu denli belirgin hale getirmiş oldu.

Saksonya-Anhalt'taki bu seçim sonuçları, birçok siyaset bilimcisi tarafından Almanya'yı aşan daha geniş bir eğilimin göstergesi olarak yorumlanıyor. PopuList'in 2026 yılına dair verilerine göre, Avrupa'da seçmenlerin hemen hemen yüzde 23'ü aşırı sağ partilere oy veriyor. Bu oran, 2006'da yüzde 7, 2016'da ise yüzde 11 civarındaydı.

Aşırı sağ partiler, günümüzde sadece Almanya'da değil, Fransa, Hollanda, İtalya gibi ülkelerde de hükümetin en güçlü alternatifi veya zaman zaman hükümet ortağı konumunda bulunuyor.

Diğer yandan, kendisini "kıtanın kalbi" olarak nitelendiren Almanya'daki sağa kayışın, Avrupa'da kalıcı bir eğilim haline gelmesi durumunda, Türkiye'deki siyasi dengelere nasıl bir etki yaratacağı da merak konusu.

Avrupa'da Sağın Yükselişi Etki Yaratabilir mi?

Günümüzde Amerika Birleşik Devletleri'nden Avrupa ülkelerine kadar gözlemlenen, bazıları aşırı sağ bazıları popülist sağ olarak tanımlanan dalgalar, zamanla birbirini besleyen bir çizgide ilerleyebiliyor.

Siyaset bilimcilerine göre, Avrupa'daki aşırı sağın, Türkiye'deki iç siyasete kısa vadede doğrudan bir etkisi olmasa da, bu tür değişimler genellikle siyasi söylemleri karşılıklı olarak besleyen bir sistem oluşturuyor.

DW Türkçe'den Gülsen Solaker’e açıklamada bulunan tarihçi ve siyaset bilimci Yalçın Murgul, siyasi akımların asla yalnızca yerel kalmadığını, uluslararası dalgalar halinde yayıldığını vurgulayarak, bu tür gelişmelerin tarihte her zaman "gerçek bir iktidar deneyimiyle" tetiklendiğini belirtti.

Murgul, uluslararası komünizmin Bolşevik Devrimi'yle, siyasal İslamın İran Devrimi'yle, faşizmin ise Benito Mussolini'nin İtalya'da iktidara gelmesiyle küresel bir ivme kazandığını ifade etti; Hitler’in de Mussolini’nin yöntemlerini örnek aldığını hatırlattı.

Bugün Avrupa'da benzer bir dalga başladığını ancak bu dalganın yönünün ne olacağını kestirmenin mümkün olmadığını belirten Murgul, mevcut hareketlerin geçmişteki akımlardan farklı olarak güçlü ve istikrarlı bir liderlik yapısından yoksun olduğunu kaydetti.

Türkiye'de Sağ ve Milliyetçi Eğilimler Güçlenir mi?

Uzmanlara göre, Avrupa'daki aşırı sağın yükselişinin Türkiye'de benzer bir etkiye yol açacağını söylemek mümkün değil. Türkiye'nin siyasi yapısı, seçmen davranışları, ekonomik koşulları ve toplumsal kutuplaşmaları Avrupa ülkelerinden oldukça farklılık gösteriyor.

TEPAV Göç ve Diaspora Araştırmaları Merkezi Direktörü Prof. Dr. Murat Erdoğan, Avrupa’daki aşırı sağ dalgasının Türkiye’ye etkisinin yeni bir AfD tarzı partinin ortaya çıkmasından ziyade mevcut "yerli ve milli" söylemin güçlenmesi biçiminde olabileceğini belirtti.

Bu dalganın Türkiye üzerindeki muhtemel etkilerini ise şöyle dile getirdi:

"Bu durum, milliyetçi eğilimlerin daha belirgin hale geldiği ve çatışma potansiyelinin yüksek olduğu yeni bir yaşam formuyla kendini gösterebilir. Türkiye'nin bu süreçten etkilenmemesi mümkün olmaz. Zaten Türkiye'de sol partiler olarak adlandırılan partilerin bile önemli bir milliyetçi damarları var, bunun göz ardı edilmemesi gerekiyor. Dolayısıyla Avrupa'daki bu gelişim, ister istemez Türkiye’deki sağ partileri güçlendirebilir veya onların ikna edici olmasını kolaylaştırabilir."

Erdoğan, küresel düzeydeki bu dalgada insanların bir anda demokrasiden ümitlerini kesip aşırı sağ veya sağ partilere yönelmediğini, aksine aşırı sağa oy verenlerin artık kendilerini geçenlere oranla daha az mahcup hissettiğini, hatta vatanseverlik adına bunu bir gurur kaynağı olarak değerlendirebildiklerini ifade etti.

Türkiye'de Zafer Partisi, Avrupa'daki aşırı sağ partilere benzediği gerekçesiyle ele alınmış, kurulduğu ilk dönemde aldığı oylar bu dalganın Türkiye'ye ulaşacağına dair tartışmaları beraberinde getirmişti.

Sonrasında genel başkan Ümit Özdağ’ın gözaltına alınması ve yaklaşık 5 ay cezaevinde kalmasıyla birlikte, Zafer Partisi'nin oy oranı araştırma firmalarına göre yüzde 3-7,5 arası bir seviyede tahmin edilmektedir.

Murat Erdoğan, Türkiye'de AfD tarzı yeni bir partinin kısa vadede ortaya çıkmasını pek olası görmemekte, "Zaten bizde buna benzer faktörler barındıran partiler mevcut. Hatta şu an gündemde olan yeni siyasi partiler düzenlemeleri ve başkanlık sistemi nedeniyle Meclis’in etkisizleşmesi, küçük partilerin piyasadan silinme ihtimalini artırıyor" şeklinde değerlendirdi.

Türkiye'deki Partilerin Söylemleri Etkilenir mi?

Avrupa'daki siyasi merkez sağa kayarken, bu değişimin Türkiye'deki göç, milliyetçilik, dış politikanın yanı sıra Avrupa ile ilgili tartışmaları da yeniden şekillendirme ihtimali yüksek.

Avrupa'daki aşırı sağın güçlenmesi, ana akım partilerin seçmen kaybını önlemek için göç ve güvenlik politikalarını daha sert hale getirmesine yol açıyor. Bu sayede, bir zamanlar aşırı sağın savunduğu bazı görüşler, ana akım siyasetin bile parçası haline geliyor.

Murat Erdoğan, Almanya'daki Merz hükümetinin de bunu denediğini, ancak bunun etkili bir politika olmayacağını vurguladı ve sözlerine şöyle devam etti:

"Endişe verici olan, aşırı sağcıların öne sürdüğü görüşlerin ana akıma girmesi. Zamanla bunların aşırı sağdan geldiğini bile unutabiliyoruz. Dahası, aşırı sağcıların önerilerinin merkez partiler tarafından tekrarlanması veya uygulanması, paradoksal olarak aşırı sağcıları daha cazip hale getiriyor."

Öte yandan Murgul, Batı Avrupa'daki aşırı sağın daha "sofistike" bir dille toplumla buluştuğunu, buna karşın Türkiye'de sağ ve solun entelektüel ve liderlik zeminlerinin giderek zayıfladığını belirterek sözlerini şu şekilde hülasa etti:

"Avrupa bazında ele alındığında, bu partiler Fransa, Almanya ve Hollanda'da iyi yaşam özlemi oluşturabiliyor. Bu, halkın hafızasıyla paralel bir durum; seçmenler refah devleti dönemlerinden geliyorlar ve göçmenlerin gelişinin refah devletinin çöküşü ile ilişkilendirildiği algısı mevcut. Ancak Türkiye'nin geçmişinde böyle bir refah devleti nostaljisi olsada, toplumun büyük kesiminde göçmenlere karşı bir tavır var; ancak benzer partiler, halkı bunun en önemli sorun olduğuna inandıramadı."

Murgul, Almanya'da göçmenler ile Almanlar arasında belirgin bir ayrım olduğunu, ancak Türkiye'de Suriyelilerin Müslüman, yani dindaş olarak algılandığını belirterek aradaki dini bağın, mültecilerin bu tür partiler tarafından bir sorun olarak gösterilmesinin önündeki en önemli engellerden biri olduğunu aktardı.

Murat Erdoğan, bu konunun kültürel yakınlık veya uzaklık ile açıklanmasının zor olduğunu, yaptıkları son araştırmalar ışığında Türkiye'de daha önce ilk üçte yer alan mülteci sorununun, Türkiye’de yaşanan daha büyük problemler nedeniyle artık yedinci veya sekizinci sıraya gerilediğini ifade etti.

Avrupa ile Türkiye'deki Benzer Noktalar Neler?

Avrupa'da aşırı sağın yükselmesi devam ederken, uzmanlara göre Türkiye’deki Cumhur İttifakı, bu açığı büyük ölçüde dolduruyor.

Murgul bu konuda şunları ifade etti:

"Türkiye'de popülist sağ ve aşırı sağ hâlihazırda iktidarda. Popülist İslami sağ olarak AK Parti, aşırı sağ olarak MHP iktidarda ve uzun süredir etkinler. Hem Türkiye'de hem de Avrupa'da insanlar bir gelecek tasavvuru geliştiremiyor, özellikle de gençler açısından. Liberalleşen, sosyal refah devletinden geri adım atan devletlerin toplum üzerindeki baskısı ve siyasetin benzerleşmesi durumu söz konusu."

Öte yandan, Murgul, Avrupa'da yükselen akımın sadece sağa özgü olmadığını, Fransa'da Jean-Luc Mélenchon'un hareketinin ve İngiltere'de yükselişte olan Yeşillerin de gençler arasında önemli bir yankı bulduğunu belirterek, Avrupa'daki durumu yalnızca "aşırı sağın yükselişi" olarak anlamanın eksik olacağını vurguladı.

Türkiye'deki Muhalefet Artık Daha mı İzole?

Avrupa'daki aşırı sağın yükselişi, iktidarın baskısı altında olan Türkiye’deki sosyal demokrat muhalefet partilerini olumsuz yönde etkilemesi bekleniyor.

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel veya tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu, zaman zaman Avrupa medyasında yazılar yayımlasa da giderek daha az destek bulmakta.

Murat Erdoğan, AB'nin Türkiye politikalarının başından itibaren "Batıya yakın, demokratik bir sistem ve koşmasa da sürdürülen ekonomik kalkınma" şeklinde önceliklendirilmiş olduğunu belirterek, sözlerini şöyle tamamlıyor:

"Soğuk Savaş sonrası Türkiye'ye olan ihtiyaç azalınca ve yeni Avrupa bir kültür alanı olarak inşa edilmeye çalışılırken, Türkiye’nin umudunun tüketilmesi; o zamanki yönetimler için de tıpkı bugün Avrupa'nın aşırı sağcıları gibi 'neden dış güçler iç işlerimize müdahlada bulunsun' söylemi politik bir alan kazanmıştır. Buna ek olarak 'yerli-milli' söyleminin getirdiği hazzı da unutmayalım."

Ayrıca, Avrupa başkentlerinin artık Türk toplumunu değil, iktidarı muhatap almayı tercih ettiğini söyleyen Murat Erdoğan, geleceğe dair şu değerlendirmeyi yapıyor:

"Yerli-milli kavramı artık küresel bir akım ve en popüler temsilcisi de ABD olarak öne çıkıyor. Üstelik iki yıl içinde Avrupa'nın siyasi haritasının değişeceği ve Avrupa Parlamentosu'nda AB’ye karşı %30-40 oranında bir blok gözlemleneceği tahmin ediliyor. Bu durum çok paradoksal bir gidişat sunuyor. Tüm bu gelişmelerin Türkiye'yi, neredeyse sadece güvenlik alanında iş birliği yapılan bir ülkeye dönüştürme ihtimali de oldukça yüksek."